|

PSİKOLOJİK
DANIŞMANLIK VE REHBERLİK NEDİR?
Hızla
değişen dünyamızda, meydana gelen bilimsel ve teknolojik yenilikler,
toplumsal yasamı da daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir.
Bunun sonucunda, yeni neslin en iyi yetiştirilmesi, yeteneklerinin
israf edilmemesi, hızla değişen dünyaya ve karmaşık toplum yapısına
uyumunun en iyi şekilde sağlanması zorunlu hale gelmiştir. Bunun
sonucunda PDR hizmetlerinin önemi kavranmış ve tüm dünyada yayılma
hızını artırmıştır.
Rehberlik öğrenci kişilik hizmetleri bünyesinde düşünülen ve bireyin,
yaşamının çeşitli aşamalarında, gelişimine ve uyumuna etki eden
faktörlerin bilinmesi ve onun yerinde kararlar veren dengeli bir
kişi olması amacını güden hizmetler bütünüdür. Rehberlik kavram
ve bir hizmet olarak bireyin gelişimine, bugünkü ve gelecekteki
toplumun uyumuna yönelmiştir.
PDR kuskusuz bir psikolojik yardim hizmetidir. Prof. Dr. Muharrem
KEPÇEOGLU Psikolojik Danışma ile Rehberliği birbirinden ayirmakla
beraber, rehberliğin psikolojik danışmayı içerdiğini savunur ve
“Rehberliği, bireyin kendini anlaması, problemlerini çözmesi, gerçekçi
kararlar alması, kapasitelerini kendine en uygun düzeyde geliştirilmesi,
çevresine dengeli ve sağlıklı bir uyum yapması ve böylece kendini
gerçekleştirmesi için uzman kişilerce, bireye verilen psikolojik
yardim” olarak tanımlar.
Yönetmeliklerde Rehber Öğretmen ; “Asil görevi öğrencilere yönelik
rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri olan öğretmen” olarak
tarif edilmiştir.
Rehberliği Zorunlu Kılan Faktörler?
Toplumumuz sürekli olarak hızla değişmekte ve değişmektedir. Teknik
ve bilim alanındaki değişme ve gelişmeler sosyal kurumlarda ve bu
kurumların fonksiyonlarında da değişme meydana getirmiştir. Politik,
sosyal, kültürel devrimler farklı değerler, eski ve yeni normlar
bütün bireyleri etkilemekte onları korumasız, güç durumda bırakmaktadır.
Böyle bir sosyal ortamda bireyin uyum sağlayabilmesi için yardıma
ihtiyacı vardır.
Nüfus hızla artmakta, kırsal bölgelerden şehirlere göç, gecekondu
mahallelerini meydana getirmektedir. Bu semtlerde oturan halk, şayisiz
geçim ve uyum problemleri ile karsı karsıya bulunduklarından geçim
şartlarının değiştirilmesi ve uyumlarının sağlanmasında rehberliğe
ihtiyaç vardır. Çağımızda kadının çalışması, evini yönetmesi, çocuklarını
yetiştirmesi kanunen tanınan haklardan yararlanması, onu bazı problemlerle
karsı karsıya getirmiştir. Bunun sonucunda ortaya çıkan uyuşmazlıkların
giderilmesinde rehberliğe ihtiyaç vardır.
Genç kuşakta görülen sağlık ve istiklal kaygısı, okuma sorunu, ev-aile
sosyal ilişkiler ve is hayatındaki bunalım, onların bu konularda
aydınlanmalarını zorunlu kılmıştır. Bütün dünyada suç isleme eğilimi,
uyuşturucu madde alışkanlığı günden güne artmaktadır. Bütün bu durumları
azaltmak için gerekli rehberliğin yapılması zorunludur .
Toplumlarda vasıflı insan gücüne ihtiyaç vardır. Bireylerin kabiliyetlerine
uygun iºlebde çalıştırılmaları gerektiğinden onların çok iyi tanınması
gerekir. Nüfus artıºi ve sosyal hayatin dediºmeçi sürekli olarak
eğitim düzenini etkilemektedir. Eğitim üzerinde yapılan dediºikilikler,
kalabalık sınıflardaki öğrencilerin durumları rehberliği zorunlu
hale getirmeºtir. Psikolojik araºtırmalar, bireylerin fiziksel yapı
ve psikolojik nitelikleri birbirinden çok farklı olduğunu ortaya
çikarmiºtir. İnsan gücünden en üstün derecede yararlanmak gereklidir.
Bu da bireylerin her yönüyle tanınmasıyla mümkündür.
Rehberliğin Amerikandaki Gelişimi?
1-Öğrencileri iº olanaklarından haberdar etmek anlamında ilk rehberlik
denemesi 1895 yıllarında beºlatilmiºtir.
2- 1908 yılında Boston’ da Frank Parsana ilk mesleki büroyu kurcuºtur.
3- 1909/ 1915 yılları arasında rehberlik uygulamalarının yaygınlaºtığı
görülmektedir. 1915’te öğrencilere, öğretmenlere ve velilere meslekler
hakkında bilgi vermek üzere “Baston Enformasyon Dairesin” den sonra
1915’te “Boston Mesleki Rehberlik Dairesi” kurulmaºtur.
4- İlk mesleki rehberlik kongresi 1910’da Boston da toplanmıştır.
Ulusal düzeyde mesleki bir örgüt kurmanın ilk adımları atılmış ardından
“Ulusal Mesleki Rehberlik Derneği “ kurulmuştur.
5-1958’de kabul edilen “Ulusal Savunma Eğitim Yasası” ile P.D.R.
hizmetleri parasal desteğe kavuşmuştur.
6-1952 yılında ülke içinde etkinlik gösteren dernekler arasında
bütünlük sağlanmış , kişilik ve rehberlik hizmetleri bünyesinde
toplayan “Amerikan Kişisel ve Rehberlik Derneği “kurulmuştur.
Rehberlik
Anlayışını Oluşturan ilkeler?
1-Rehberlikte insana ve onun kendine ilişkin konularda karar verme
hakkına saygı esastır.
2-Rehberlik hizmetleri eğitimin ayrılmaz ve tamamlayan bir parçasıdır.
3-Etkili rehberlik, bireysellikleri dikkate alan eğitimde gerçekleşir.
4-Rehberlik tüm bireylere yöneliktir.
5-rehberliğin amacı, bireylerin bir bütün olarak gelişmesine yardımdır.
6-Rehberlik hizmetlerinde süreklilik esastır.
7-Rehberlik hizmetlerinde gönüllük esastır.
8-Rehberlik okulun ihtiyaç duyduğu alanlarda yoğunlaştırılır.
9-Rehberlik, planlı, programlı, örgütlenmiş, profesyonel bir düzeyde
uygulanmalıdır.
Psikolojik Danışmanlık Ve Rehberliğin Önemi
P.D.R’nin öneminin en iyi şekilde anlaşılabilmesi için amacının
kavranması gereklidir. Yani P.D.R’nin önemi amacında gizlidir. Psikolojik
danışmanın en önemli amacı, bireyin kendini gerçekleştirilmesine
yardim etmektir. Kendini gerçekleştirmekte olan bireyin taşıdığı
özellikler aslında, psikolojik sağlığı yerinde olan çağdaş insanda
bulunması gerekli özelliklerdir. Kendini gerçekleştiren bir insanin
özelliklerini bazılarını su şekilde sıralayabiliriz; Kendini gerçekleştirmekte
olan insan, kim olduğunu gerçekçi bir gözle algıladığı gibi kim
olabileceği hakkında daha tutarlı bir görüşe sahiptir. İnsan değerlerine
saygı duyar,onları benimser ve geliştirir. Zamanı iyi kullanır,
değişmeye ve yeni yaşantılara açıktır....
P.D.R, ayrıca bireylerin kendini anlamasını, problemini çözebilmesini,
kendine en uygun seçimleri yaparak gerçekçi kararlar alabilmesini
, kendi kapasitelerini en uygun bir düzeyde geliştirilmesini, çevresine
dengeli ve sağlıklı bir yapabilmesini amaçlar.
Yönetmenliklerdeki Genel Durum
M.E.B’den gönderilen 2201 şayili tebliğler dergisi, Talim ve Terbiye
Kurulu tarafından okullara tebliğ edilen yönetmeliklere göre P.D.R
uzmanları ile eğitim Yöneticilerinin görevleri genel olarak aşağıda
belirtilmiştir.
REHBERLİĞİN
AMACI
Sayfa
başı
“Rehberliğin
amacını; bireyin, kendini gerçekleştirmesine yardım etmektir” şeklinde
tanımlayabiliriz. Bundan yola çıkarak rehberliğin amacı ile ilgili
şu maddeler sıralanabilir :
1.Kendini tanıması,
2.Çevrede kendisine açık olan fırsatları öğrenmesi,
3.Gizil güçlerini geliştirmesi,
4.Çevresine uyum sağlaması.
Belirtilen bu amaçların ilk ikisi, bireyin çevresi ve kendisi hakkında
doğru ve ayrıntılı bilgi edinmesi gereğini vurgulamaktadır. Kendini
tanıması ile, beden ve zihin yetenekleri, hoşlandığı ve hoşlanmadığın
faaliyetleri, psikolojik ihtiyaçlarını, hayattan neler beklediğini,
tutum ve değerlerini tanıması kastedilmektedir. Kişinin kendini
tanımasına yardımcı olmak rehberliğin birinci işlevidir.
Bireye toplumda açık gelişme olanakları ve uyması gereken kurallar
hakkında bilgi verme rehberliğin diğer işlevidir.
Bilgi Verme : Öğrenciyi; yetenek ve ilgilerine uygun okullar, programlar
ve meslekler hakkında aydınlatma, ona görgü ve disiplin kuralları
hakkında bilgi verme gibi faaliyetleri kapsar.
Yardım : Yardım kavramı ile kastedilen; tavsiye vermek, akıl öğretmek,
bireyi doğru olduğu var sayılan bir hareket tarzını benimsemeye
ve uygulamaya zorlamak olmayıp, ona çeşitli seçenekleri tanıtmak
ve en uygun olanı seçmesi için gerekli değerlendirmeyi yapabilecek
hale gelmesine çalışmaktır.
Yol Gösterme : Yol gösterme değil, yollar göstermedir. Çeşitli yolların
avantajlı ve dezavantajlı yönleri tartışıp kendisine uygun olanı
seçebilmede bireye yardımcı olmaktır.
Bu açıklamalardan yola çıkarak rehberliğin amacı olarak belirtilen
“ Kendini gerçekleştirme” nin tanımını yapabiliriz.
Kendini Gerçekleştirme : Bireyin, kendini anlaması, problemlerini
çözebilmesi, kendine uygun seçimler yaparak gerçekçi kararlar alabilmesi,
kendi kapasitelerini en uygun bir düzeyde geliştirebilmesi, çevresine
dengeli ve sağlıklı bir uyum yapabilmesi, v.b. psikolojik danışma
ve rehberlik yardımının esasını oluşturan ve bireyin kendini gerçekleştirme
düzeyini geliştiren belirgin sonuçlarındandır.
Kendini Gerçekleştirmekte Olan Bireyin Özellikleri : Kendini gerçekleştirmekte
olan birey daha yeterli bir kişiliğe sahiptir; daha verimlidir.
Kim olduğunu gerçekçi bir gözle algıladığı gibi kim olabileceği
hakkında da ha tutarlı bir görüşe sahiptir. Kendini gerçekleştirmekte
olan birey hem kendisi hem de başkaları hakkında iyi düşüncelere
sahiptir; insan değerlerine saygı duyar, onları benimser ve geliştirir.
Kendini gerçekleştirmekte olan birey zamanının iyi kullanır; geçmişten
çok geleceğe dönüktür; yaratıcıdır. Kendine saygı duyar ve kendini
olduğu gibi kabul eder; duygularını açığa vurmaktan kaçınmaz. Kendini
gerçekleştirmekte olan birey değişmeye ve yeni yaşantılara açıktır.
Kendini değişmekte olan bu gerçek dünyanın yine değişmekte olan
bir parçası gibi görür.
Kendini gerçekleştirme, birey için, kuşkusuz yaşam boyu devam eden
bir süreçtir. Her bireyin belli bir dönemde belirli bir gerçekleşim
düzeyi vardır. Bu gerçekleşim düzeyinin zaman içinde olumlu yönde
gelişmesi beklenir. İşte, psikolojik danışma ve rehberlik yardımının
amacı da yukarıda sıralanan özellikler bakımından bireyin bu gerçekleşim
düzeyini geliştirmek ve en uygun seviyeye gelmesini sağlamaktır...!
REHBERLİĞİN
İLKELERİ
Sayfa
başı
1.Rehberliğin
temelinde insan hak ve sorumlulukları ile ilgili demokratik ve insancıl
bir anlayış vardır :
a.Sosyal durumu ile psikolojik uyumu ne olursa olsun her birey değerlidir.
b.Rehberlik demokratik toplumun değerlerinden ve bireylerin ihtiyaçlarından
doğmaktadır.
c.Kendini yönetme hak ve sorumluluğu bireye bırakılmalıdır.
d.Rehberlik kişisel tecrübelerin aktarılması biçiminde verilen bir
tavsiye değildir.
e.Rehberlikte gerek yardım edenin, gerekse yardım edilen bireyim
gönüllülüğü esastır.
2.Rehberlik uygulamalarında öğrenci ile ilgili herkesin anlayış
ve işbirliği içinde çalışması gerekir :
a.Rehberlik okulun tüm eğitim programının ayrılmaz ve tamamlayıcı
bir yanını oluşturur.
b.Rehberlik çalışmaları iyi bir lidere ihtiyaç gösterir.
c.Rehberlik çalışmalarında okulun tüm yönetici, uzman ve öğretim
personelinin yüklenecekleri görev ve sorumluluklar vardır.
d.Veliler, ana ve babalar çocukları hakkında her zaman okuldan yeterli
bilgileri alabilmelidirler.
e.Rehberlik görevini yerine getirirken okul yöneticileri, uzmanlar
ve öğretmenler kendi yetki sınırlarının bilincinde olmalıdırlar.
f.Yeteri kadar uzmanı bulunan okullarda bile yöneticiler ve öğretmenler
rehberlik personeli sayılırlar.
3.Rehberlik anlayışı, her türlü çalışması ile öğrenciyi merkez alan
bir eğitim sistemini öngörür :
a.Rehberlik anlayışından hız alan bir eğitimde okul programlarının
öğrencilerin ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarına en uygun bir biçimde
düzenlenmesi gerekir.
b.Okulda öğrencilerin kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerini
belirtmelerine izin verilmelidir.
c.Her öğrencinin rehberliğe ihtiyacı olabilir.
d.Öğrencilerin türlü problemleri onların başarılarını geniş ölçüde
etkiler.
4.Rehberlik yardımını esası, öğrencilerin kendi kişiliklerini daha
iyi anlamalarını, problemlerine çözüm yolları bulmada onların kendi
kendilerine yeter bir duruma gelmelerini sağlamaktır :
a.Bütünü ile eğitim öğrencilerin kendi kendilerini anlamalarına
yardım etmelidir.
b.Aynı yaşta da olsalar öğrencilerin karşılaştığı uyum güçlüğü bir
birine benzemez.
c.Bazı bireyler yaşamları boyunca rehberlik yardımına ihtiyaç duyabilirler.
d.Bireyler kendilerine yardım edildiği taktirde problemlerine çözüm
yolu bulabilme gücüne sahiptirler.
5.Rehberlik bedensel, zihinsel, sosyal ve duygusal olan bütün kapasitelerini
kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda en uygun bir düzeyde geliştirmesi
için öğrencilere yardım etmelidir :
a.Her yönü ile gelişme süreklidir.
b.Rehberlik öğrencinin bütün yönleri ile gelişmesini esas alır.
c.Eğitim, öğrencilere kendi yeteneklerini geliştirme fırsat ve ortamını
sağlamalıdır.
d.Her öğrencide geliştirilebilecek bir kapasite vardır.
e.Rehberlik çalışmalarının okuldaki bütün öğrencileri kapsaması
gerekir.
6.Öğrencilere rehberlik yardımı verirken onları türlü yönleri ile
tanımak gerekir :
a.Öğrencilerin gelişme özellikleri bir birbirinden ayrıdır.
b.Öğrenciler hakkında toplanan bilgiler objektif ve güvenilir olmalıdır.
c.Her davranışın arkasında bir neden vardır.
d.Rehberlik yardımından yararlanabilmesi için bireyin kendini iyi
tanıması gerekir.
e.Öğrenciyi tanımada bazı bilimsel tanıma tekniklerinden yaralanılması
gerekir.
7.Rehberlik uygulamaları her okulun amaç ve ihtiyaçlarına uygun
olan alanlarda yoğunlaştırılmalıdır :
a.Her okulda rehberlik çalışmalarına gerek vardır.
b.Rehberlik etkinlikleri bireysel olduğu kadar grup çalışmaları
biçiminde de düzenlenmelidir.
c.Her okulda öğrencilere okulu ve olanaklarını tanıtmaya gerek vardır.
d.Her okuldaki rehberlik uygulamaları öğrenci ihtiyaçları ve problemleri
üzerine daha önceden yapılmış inceleme ve gözlem sonuçlarına göre
planlanmalıdır.
8.Rehberlik hizmetleri planlı, programlı, örgütlenmiş bir biçimde
ve profesyonel bir düzeyde sunulmalıdır :
a.Okul müdürleri okuldaki rehberlik çalışmaları ile yakından ilgilenmelidir.
b.Rehberlik bu alanda yetişmiş uzman personel kullanmayı gerektirir.
c.Etkili Rehberlik uygulamaları Bu iş için okulda yer ve zaman ayırmayı,
araç ve gereç kullanmayı gerektirir.
REHBERLİK
VE EĞİTİM
Günümüzde psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinden yoksun
bir eğitim süreci tam sayılmamaktadır. Eğitim, bireyi tüm yönleri
ile bir bütün olarak ele alma ve geliştirme durumundadır. Günümüzde
eğitim bireyin zihinsel gelişimi kadar kişisel-sosyal gelişimi ile
de ilgilenmek zorundadır. Bireyin her yönü ile bir bütün olarak
gelişmesinin önemi karşısında, eğitimde program kavramı da yeni
boyutlar kazanmıştır. Geleneksel olarak “konu-alanlarından hız alan”
eğitim programları, günümüzde “öğrenciden-hız alan” program modellerine
dönüşmektedir. İşte bu anlayışla psikolojik danışma ve rehberlik
hizmetleri ve öteki kişilik hizmetleri eğitim programının içinde
ve onun ayrılmaz ve tamamlayıcı bir yanı olarak benimsenmektedir.
Eğitim sürecinin tamamlayıcı bir yanı olarak psikolojik danışma
ve rehberlik, eğitimin amaçlarının gerçekleştirilmesine yardım etmektedir.
Buna göre rehberlik ile eğitimin amaçları aynıdır. Ancak, psikolojik
danışma ve rehberlik ile eğitimin erişilmek istenen bir sonuç olarak
aynı amaçlara dönük olması, kuşkusuz bunların aynı anlama geldiği
biçiminde yorumlanamaz. Nitekim eğitim sürecinin öteki boyutlarındaki
hizmetler ile, psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri arasında
türlü yönlerden ayrılıklar bulunmaktadır. Örneğin; eğitimin öteki
boyutlarındaki hizmetlerde denetim, disiplin, yargılama, bilgi aktarma,
sınav, not verme, değerlendirme, v.b. gibi işlemler ve uygulamalar
vardır. Psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinde ise bu işlem
ve uygulamaların yeri yoktur. Yine, eğitimin öteki boyutlarında
benimsenen yaklaşım biçimleri ve teknikler rehberlik hizmetlerinde
kullanılan yaklaşım biçimleri ve tekniklerden önemli ölçüde ayrılıklar
gösterir. Yöneticiler ve öğretmenler ile, uzman personel mesleğe
hazırlanışları bakımından da ayrı programlardan geçmek durumundadırlar.
ÇALIŞMA
PROGRAMI HAZIRLAMA TEKNİKLERİ
Sayfa
başı
Soru:
Kendime Uygun Program Hazırlamak İstiyorum Ama Bunu Nasıl Yapacağımı
Bilemiyorum Bana Yardımcı Olabilir Misiniz?
YANIT:
Gerçekten güzel bir soru... Soruda kişilerin yaşam koşulları, kapasiteleri
ve performansları dikkate alınarak kendilerine en uygun programın
yapılması gerektiği gerçeği yatıyor.Fakat sorunuz hakkında önerilerimize
geçmeden önce bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Sorunuz “nasılı”
araştırmaya yönelik, oysa nasıllardan önce “neden”leri belirlemek
gerekir. Yani kendinize neden çalışma programı yapmanız gerekiyor
ya da neden ders çalışmanız gerekiyor? Niçin üniversiteyi kazanmalısınız
ve niçin üniversiteyi kazanmak için çalışmalısınız? Bu sorunun yanıtı
üzerinde düşünmeli ve yanıtınızı bir dosya kağıdı üzerine yazmalısınız.
Nedenleriniz o kadar gerçekçi ve çok olmalıdır ki, ders çalışma
isteğinizi kaybettiğiniz anlarda bu yazdığınız nedenleri okuyup
sizi harekete geçirmelidir. Nedenleriniz hem mantığınıza hem de
duygularınıza hitap etmelidir ki, sizi gevşediğiniz anlarda motive
etsin... Neden”lerinizi belirledikten sonra elinize farklı bir kağıt
alarak kendinize en uygun programı yapmak için kolları sıvamalısınız.
Biz hedef odaklı çalışma programı öneriyoruz. Çünkü hedefler motive
edicidir. Bu nedenle öncelikle kendinize günlük hedefler veriniz.
Günlük
hedefleri;
• günlük soru çözümü,
• günlük ders çalışma saat,
• günlük kitap okuma,
• günlük konu anlatımı,
• ve günlük konu tekrarı olmak üzere 5 kategoride yapabilirsiniz.
Günlük
Soru Çözümü:
Soru çözümü, ÖSS hazırlıkta soruların hızlı çözümüne ve test tekniğine
alışmada önemli unsurlardandır. Fakat sorular kaliteli ve ÖSS”ye
uygun kaynaklardan belirlenmelidir. Bir test bittikten sonra mutlaka
yanıtları değerlendirilmeli, yanlışlar gözden geçirilmeli ve çözülemeyen
ve anlaşılamayan sorular kesinlikle bir bilene sorulmalıdır. Öğrenci
kendini bizden daha iyi bilmektedir. Bu nedenle konu eksiği olan
arkadaşlarımızın daha çok konu anlatımına, konu eksiği az olan arkadaşlarımızın
da daha çok test çözümüne vakit ayırmalarını öneriyoruz. Başlangıç
için arkadaşımızın performansına göre 80-125 aralığını tavsiye ediyoruz.
Çalışırken bu hedef aşılmaya çalışılmalı ve haftalık ya da aylık
ortalama alınarak devam edilen günlerde bulunan ortalama yeni hedef
olmalıdır. Örneğin; hedefim günde 100 soru idi, 4 gün 120, 3 gün
de 110 soru çözdüm. Haftalık ortalamam; 4x120+3x110 / 7= 115,7 edecektir.
Buna göre bir sonraki hafta için soru çözümü hedefimi 115 olarak
belirleyebilirim (Bu hesaplama aylık olarak da yapılabilir). Soru
çözümünü de kendi arasında, örneğin eşit ağırlık öğrencisi için
günde; 30 matematik, 30 Türkçe 15 Sosyal Bilgiler ve 10 da Fen Bilgisi
olarak bölünebilir. Dikkatinizi çekmişse bu dağılım bir eşit ağırlık
öğrencisi için ÖSS”deki gerekliliğine göre bölünmüştür. Başlangıç
için olan bu değerler zaten süreç içerisinde artış gösterecektir.
Son birkaç ayda 400 günlük hedefine çıkmış olmak iyi bir tempodur.
Günlük
Ders Çalışma Saati:
Ders çalışma saati, gün içerisinde kaç saatimizi test çözü mü de
dahil olmak üzere ders çalışarak geçireceğimizi belirleyecektir.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi konu eksiği fazla olan arkadaşlarım
bu vaktin çoğunu konu anlatımına, konu eksiği az olan arkadaşlarımız
da bu vaktin çoğunu test çözümüne ayırabilir. Başlangıç için günlük
ders çalışma saati, dershane ya da okula devam edenler için 2-4,
dershane yada okula devam etmeyenler ve devam edenlerinse devam
etmediği günler için 5-8 saat idealdir. Bir iki ay içinde bu rakamlar,
dershane ya da okula devam edenler için 3-5, dershane yada okula
devam etmeyenler ve devam edenlerinse devam etmediği günler için
7-8 saate ulaşmalıdır. Bu performansa ayak uyduramayacak arkadaşlarım
biraz daha düşük gidebilirle fakat hedeflerinin büyüklüğüne göre
gayretleri de büyük olmalıdır.... Ders .alışma süreleri 45-50 dakikayı
geçmemeli ve 45-50 dakika sonra mutlaka 10-15 dakika ara verilmelidir.
Aralarsa 15 dakikayı kesinlikle geçmemelidir. Konsantrasyonu çok
erken dağılan arkadaşlarım 30 dk. Ders 10 dk. Dinlenme şeklinde
kısa aralarla devam edebilirler. Günlük ders çalışma vaktinin hepsi
ard arda olmamalı ve 2-3 ya da 4 oturumdan sonra mutlaka 1-2 saatlik
ara verilmelidir. Bu aralar fiziksel hareket yağabileceğimiz gezi,
sosyal ve basit sportif etkinliklerle değerlendirilebilir. İleride
bu vaktin saatlere dağılımını anlatacağız.
Günlük
Kitap Okuma:
ÖSS”de sayısal sorular dahil bir çok soru verilen bilgilerden faydalanarak
istenene ulaşma, verilen bilgileri iyi okuma ve kullanma ve yorumlamaya
dayalı sorulardan oluşmaktadır. Bu nedenle bu süreç içerisinde kitap
okumanın önemi göz ardı edilmemelidir. Bir ÖSS hazırlık öğrencisinin
programında en az 20 en çok 45 dakika kitap okuma vakti olmalı ve
günlük sayfa hedefi koyulmalıdır. 45 dakikayı geçerek abartıya kaçılmamalıdır.
Sayfa hedefini okuma hızına göre belirlediğimiz vakti de dikkate
alarak, başlangıç için günlük 15 ile 30 aralığında koyabiliriz.
Gün geçtikçe okuma hızımızı artırıcı çalışmalar yapmalı ve vakti
fazla artırmadan günlük 30-50 sayfaya ulaşmalıyız. ÖSS”de sadece
soruların yanıtlanması değil, soruların verilen sürede yanıtlanması
istenmektedir. Dolayısıyla hız önemli bir faktördür ve artırılmalıdır.
Hızlı okuma konusunda sitemizde birçok kaynak mevcuttur ve araştırılmalıdır.
Günlük
Konu Anlatımı:
Konu anlatımı çalışabilmeniz için elinizde kaliteli bir konu anlatım
kitabı ya da takip ettiğiniz bir ÖSS Hazırlık dergisi olmalıdır.
Tabii ikisinden de edinmenizde hiçbir sakınca olmadığı gibi fayda
vardır. Konu tekrarını günlük 4-6 konu çalışacağım şeklinde hedeflendirilebileceği
gibi alanımıza göre örneğin eşit ağırlık; bugün 2 matematik, 2 türkçe
1 de sosyal bilgiler konusu çalışacağım şeklinde de hedeflendirilebilir.
Burada önemli olan bir diğer husus konu anlatımından hemen sonra
o konuyla ilgili en az15-20 sorunun çözülmesi ve böylece konunun
tekrar gözden geçirilmesidir. Örneğin bir ders saatinin ilk 25 dakikası
konu anlatımına, sonraki 20 dakikası da soru çözümüne ayrılabilir.
Konu hedefleri çalışılacak konuların uzun ya da kısalığına göre
de farklılık gösterecektir.
Günlük
Konu Tekrarı:
Günlük konu tekrarı, gün içerisinde çalışılan konuların gözden geçirilmesidir.
Okul ve dershaneye devam eden öğrenciler eve geldiklerinde verdikleri
aradan sonra ilk çalışmaları tekrar olabileceği gibi yatmadan önceki
yarım saat de tekrar vakti olabilir. Kolay unutan arkadaşlarımıza
akşamki ev programına tekrarla başlamalarını öneriyoruz. Hafızam
iyidir diyenlere ise yatmadan yarım saat öncesini tekrarla geçirmelerini
tavsiye ediyoruz. Zira beyin uyumadan önceki bilgileri gece boyunca
düzenlemekte ve tekrarlamaktadır. Sağlamcı arkadaşlarımız ve çok
çabuk unutan arkadaşlarımız önerdiğimiz her iki vakitte de gözden
geçirme yapabilirler. Tekrar önemli bir husustur, zira öğrendiklerimizin
%70”ini ilk bir saat, %80” ini de bir gün içinde unutmaktayız. Mutlaka
günlük tekrara yapılmalı hatta hafta sonu programımızda haftalık
tekrar yer almalıdır. Ayrıca ayda bir aylık tekrar yapmak da unutmamızı
azaltacağı gibi konuları özümsememizi artıracaktır. Hedeflerimizi
ve kategorilerimize belirlediğimize göre şimdi sıra belirlediklerimizin
günlük dağılımını yapmaya geldi. Unutulmamalıdır ki verimli ve planlı
çalışma çok ya da hep çalışma değildir.Planlı ve programlı çalışma
ne zaman ne yi ve ne kadar yapacağımızı bilmek demektir. İyi bir
program öğrencinin bütün ihtiyaçlarına belirli oranlarda vakit ayırmalıdır.
Programımızda spor ve sosyal etkinlikler için , tv ya da bilgisayar
içinde vakit olmalı fakat aşırıya kaçılmamalıdır. Günlük dağılımı
yapmak için bir kağıt üzerine 09-10 gibi saat saat vakitleri yazarak
karşılarına aktiviteyi yazmak kaldı. İşte ne zaman ne yaptığınızı
en iyi siz bildiğiniz için bu dağılımı da en iyi siz yapabilirsiniz.
Az önce de belirttiğim gibi günlük takip ettiğiniz dizi programları
olabileceği gibi bilgisayar oyunu için de vakita ayırmanızda bir
mahsur yoktur fakat bunlarda aşırıya kaçmamalı ve tv ya da bilgisayar
başına oturduğunuzda orada çakılıp kalmamalısınız. Şimdi size örnek
bir dağılım yapacağım.
Burada
örnek olması açısından bir hafta sonu gününü ve hedefleri büyük
bir öğrenciyi dikkate alarak yerleştirme yapacağım.
08-09=== Kalkış ve Kahvaltı
09-10=== 1. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
10-11=== 2. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
11-12=== 3. Ders Çalışma + 15 dk Dinlenme
12-13=== Dinlenme + Öğle Yemeği + Tv.
13-14=== Sosyal Aktivite (Gezi, Piknik, Sportif Aktivite vs.)
14-15=== Sosyal Aktivite (Gezi, Piknik, Sportif Aktivite vs.)
15-16=== Bilgisayar ya da yetenek geliştirme(Resim, müzik vs..)
16-17=== Kitap Okuma + 15 dk. Dinlenme
17-18=== 4. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
18-19=== 5. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
19-20=== Akşam Yemeği + Tv 20-21===Tv
21-22=== 6. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
22-23=== Haftalık Tekrar + 15 dk. Dinlenme (Hafta içi 30dk. Günlük
Tekrar)
23----=== Kesin Yatış
Bu
vakitlerin yerleri sizin şartlarınıza göre değiştirilebilir. Burada
9 saat uyku verilmiştir. Bu vakit 8”e de indirilebilir. Ders Çalışma
vakitlerinin içeriği konu anlatımı çalışma ve test çözümüdür. Son
olarak programınızı anne ve babanızla paylaşmalı onların da fikirlerini
almalı ve programınızın sürekliliği konusunda onlardan yardım istemelisiniz.
Kendi başımıza kaldığımızda programımızı delme ihtimalimiz daha
fazla olduğundan yaptığımız programı anne ya da babamıza izah ederek
kendinizin takip ve kontrol edilmenizi sağlamanız faydalı olabilir.
Bu konuda bir öğretmeninizden de yardım isteyerek çalışmalarınızın
değerlendirilmesi ve takip konusunda destek alabilirsiniz.
“UNUTMAYINIZ
Kİ; KENDİLERİYLE İLGİLİ PLANLARI OLMAYANLAR BAŞKALARININ PLANLARINA
DAHİL OLURLAR...
YAPTIĞI
PROGRAMA UYMAYAN KİŞİ HEDEF SAHİBİ DEĞİL, HAYAL SAHİBİ KİŞİDİR...
YOKUŞTA
AKMAYAN TER, ÇUKURDA AKAN GÖZYAŞINA DÖNÜŞÜR...”
Şimdi
sıra uygulamaya geldi. Şimdi değilse ne zaman...
Başarılar
dileklerimle üç şeyden asla vazgeçmeyin; SEVMEKTEN, GÜLÜMSEMEKTEN
ve de HEDEFLERİNİZDEN...
EĞİTİMİN ÖNEMİ,
MOTİVASYON VE ÖZGÜVEN
Sayfa başı
“Eğitim işlerinde ne olursa olsun başarı kazanılmalıdır. Bir
ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu yolla olur.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Birçok kişi elde ettigi imkan ve başariyi egitime borçludur. Egitim
yoluyla insanin sahip olacagi meslek çok kere kişiyi ruhsal açidan
doyurur ve maddi olarak rahatlatir. Bu durumun saglayacagi imkanlar
kişinin hayattan daha fazla zevk almasini mümkün kilar.
İyi bir eğitim hayat standardını yükseltir. Yüksek öğretim hayattaki
çeşitli olaylar arasındaki gerçekleri, bağlantıları ve ilkeleri
görmek ve anlamak becerisini kazandırır. İyi bir eğitim aynı zamanda
kişide yeni ilgi alanlarının gelişmesine yardım ederek hayatı daha
zevkli ve ilginç kılar.
Eğitim insanın bilerek düşünce üretmesine ve yaratıcılığa yönelmesine
imkan verir. İnsanın kafasındaki kalıpları kırmasına ve dünyaya
daha esnek ve geniş açıdan bakmasına imkân verir. Eğitim olmaksızın
insan bildikleriyle sınırlı kalır, dünyanın zenginliliğini ve çeşitliliğini
mutlaka kendi kafasındaki kalıplara oturtmak için çaba harcar. Buna
"Yüzeysellik" denir. Yüzeyselliği aşmak ancak eğitimle, okumakla
ve okuduğunu özümlemekle mümkün olur. Bilgi farklılık yaratan farktır.
Eğitim hayatın inceliklerini görmeyi sağlar. Hayatın zevki çeşitliliğindedir.
Ayrıca yüksek öğretim görmenin önemli avantajlarından biri de kişiye
farklı ilgilere, becerilere, görüş ve inançlara sahip insanlarla
bir araya gelme imkanı vermesidir. Böylece insanın kendi ufkunu
genişletmesi, yeni sentez ve yorumlara gitmesi mümkün olur.
“ Kuyunun dibinde yaşayan bir kurbaga asla gökyüzünün sinirsizligini
anlayamaz.”
Böylesine farklı insanlarla bir araya gelmek, kişiye aynı zamanda
dünyanın sonsuz çeşitliliğini algılama fırsatı verir. Eğitim yoluyla
insan, bireysel farklılıkları anlamayı, hoş görmeyi ve bundan yeni
sentezler yaparak, yaşamın tadına varmayı öğrenir. Eğitim, yaşamı
kontrol etmeyi kolaylaştırır. Yüksek öğretime başlamak kişiye daha
büyük bir güven ve sorumluluk kazandırır. Kişiye bağımsız düşünme
becerisini geliştirmek için yardımcı olur. Genç birey problemleri
kendisinin de çözebileceği konusunda güven kazanır.
Böylece daha evvel yapılmış ve söylenmiş olanlara sadece karşı çıkmak
veya onları körü körüne kabullenmek yerine, genç birey kendi çözümlerini
geliştirme şansına sahip olur.
Üniversite eğitimi yapmakla kişinin amacı; zihinsel açıdan zevk
verecek ve ekonomik açıdan imkan sağlayacak bir işe girmek, aylık
gelirini ve toplumsal statüsünü yükseltecek yeni bir hayata geçmek,
iyi eğitilmiş bir insan olmak, yeni şeyler öğrenmek, zihinsel açıdan
beslenmek, kendine güvenini artırmak, ufuklarını genişletmek v.b
olmalıdır. Amaçsızlık, sadece anne ve baba istediği için okumuş
olmak, arkadaşlar gidiyor diye üniversiteye gitmek istemek kişinin
yanlış amaçlar peşinde olduğunu gösterir.
Eğitimin başarısı, hayat ve iş başarısını tam olarak temsil etmese
de, bir yönetici eleman seçerken seçime, eğitim hayatındaki notları
yüksek olanların başvurularını bir yana ayırarak başlar ve sözlü
görüşmeye bunları çağırır. Çalışmaya başladıktan sonra kişinin kurum
içindeki statüsü ve gelişimi kendi performansına bağlıdır. Ancak
işe kabulde iyi notlar, çeşitli sertifikalar ve parlak bir eğitim
geçmişi, temel belirleyicidir.
Eğitim döneminde olan gençlerin, hayatlarının bütününü gerçekten
anlamlı yaşayabilmeleri için "öğrenmenin", “bilgilenmenin” ve bunların
sonucu ulaşılacak olan "donanımın”, hayatında ne iş yaparsa yapsın,
onu sevmesini ve ondan zevk almasını sağlayacak olan esas faktör
olduğuna inanmaları gerekir.
Düşünme ufkunu genişletmek için iyi bir egitim, okumak ve daha çok
bilmek bugüne kadar keşfedilmiş tek yoldur. Topluma katkida bulunabilmek
için de bireyin kendisinin olgunlaşmasi gerekir. Olgunlaşmadan insan
ancak canini vererek topluma katkida bulunabilir. Oysa artik günümüzde
canini degil, beynini adayarak topluma katkida bulunacak gençlere
ihtiyaç vardir. Kahramanlara ihtiyaç göstermeyen bir toplum yaratmak,
iyi egitim görmüş gençlerin çabalariyla mümkün olacaktir.
“İnsan bir şeyi ciddi olarak istemeye görsün; hiçbir şey aşılamayacak
kadar yüksekte değildir.”
Anderson
Kişinin her şeyden önce kendisine güvenmesi gerekmektedir. Çiçero
kekeme oldugu halde, agzina çakil taşlari doldurarak sahil boyunca
dolaşip, denize karşi bitmez tükenmez nutuk eksersizleri yapmiş
ve sonunda tüm zamanlarin en iyi hatiplerinden biri olmayi başarmiştir.
Ünlü Fransız romancı Balzac, ilk edebi ürünlerini bir dostu aracılığıyla,
devrin önde gelen yazarlarından birine takdim ederek düşüncelerini
öğrenmek istiyor. Yazar okumasını bitirdikten sonra üzgün, ümitsiz,
acıyan ama içten bir edayla “Azizim”, diyor, “siz her işle meşgul
olabilir, şansınızı her alanda deneyebilirsiniz. Ancak edebiyatla
boşuna uğraşıp zaman kaybetmeyin.” Sonra neler olduğunu, Balzac”ın,
edebiyatın hangi doruklarına tırmandığını bilenler bilir. Özellikle
de Goriot Baba”yı okuyanlar...
Plautus”da “Bilge kendi mutluluğunun ustasıdır.” demiştir. ”Bütün
umudum kendimde” diyen Terentlus da aynı kervana katılıyor. Suyun
sabrının mermeri erittiğini de gözden ırak etmemek gerekmektedir.
“Zor kapıdan girince öküz bacadan çıkar.” demiş atalarımız. Umutsuzluk
ve karamsarlık uzunca bir tatile çıkmalı, hatta emekli bile olmalıdır.
İçinizdeki aslanı uyandırın bakalım. Thomas Edison der ki: “Dehanın
%99’ u ter % 1‘i ilhamdır.”
Birisi sizi ders çalışmaya zorlayabilir; ama o dersi çalışmak istemeye
kesinlikle zorlayamaz. İstemek için gereken arzu içinizden gelir
ve motivasyon da içten zevk almamızı sağlayan, içten gelen en büyük
güçtür. Kendini iyi hissetme ve verimlilik birbiriyle sıkı sıkıyla
ilişkilidir. Şimdi kendimize söz vermeye hazır mıyız? Hedeflerimizi
saptayıp, bunlara varmak için kendimizi adamaya hazır mıyız? Yoksa
kendimizi sıkıntı içinde saate bakıp söylenirken mi bulacağız?
“ Üzerine düşeni yapmayanlarin, hayatlarinin degişmesini beklemeye
hakki yoktur...”
Rıchard Bach’ ın Martı adlı romanından özet olarak alınan aşağıdaki
cümlelere bir göz atalım:
“Martıların çoğu, karınlarını doyurmak için gerekli olandan fazlasını
öğrenmeye çabalamazlar. Uçuşun tek anlamı vardır onlar için: yiyeceğe
ulaşıp kıyıya dönmek. Onların amacı uçuş değil, karın doyurmaktır.
Ama martı Jonathan Livingston için önemli olan yemek değil, uçmaktı.
O, her şeyin ötesinde uçmaya gönül vermişti. “
“Öğrenmem gereken öyle çok şey var ki...”
Martı Jonathan öğrendiklerine her gün yeni şeyler ekliyordu.”
“Yüce bir yaşamin amacini, anlamini görüp onun peşinden koşan bir
martidan daha sorumlu biri var midir? Binlerce yildan beri artik
balik kafalarin peşinde sürüklendik. Oysa şimdi, yaşamak için başka
bir amacimiz var:” Ögrenmek, yeniliklere kucak açmak, özgür olmak.
Bir şans taniyin bana; bulduklarimi, ögrendiklerimi sizlerle paylaşayim.”
“Martı Jonathan; korku, bezginlik ve hırsın bir martının yaşamını
kısaltan etkenler olduğunu çoktan öğrenmişti. O bunlardan arınmıştı
ve uzun, güzel bir yaşam sürüyordu.”
“Bir şeyler ögrenmezsek, gelecekteki dünyamiz da şimdikinin bir
eşi olur. Hep duragan, sinirli, tek düze bir yaşam; kurşun agirligindaki
o anlamsiz sorumluluklar... hep ayni.”
“Düşündügün bir amaca hizla ulaşabilmek için, daha şimdiden oraya
ulaştigina inandirmalisin kendini. Ne istedigini bildigin sürece
başarirsin. Başardiktan sonra da elde ettiklerini kullanmalisin”
“Öğrenmekten, öğrendiklerini uygulamaktan vazgeçmemeli, yaşamın
o görünmeyen yetkinliğini sabırla, bilinçle anlamaya çalışmalıyız.
Sevgi üzerinde çalışmaya devam etmeliyiz.
“En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir.”
Aynı yazarın “Mavi Tüy” adlı romanından özet olarak alınan aşağıdaki
cümlelere de bir göz atalım:
“Hepimizin içinde bizi hem sağlığa, hem hastalığa hem zenginliğe,
hem yoksulluğa, hem özgürlüğe hem köleliğe sevk edecek güç vardır
eşit olarak. Bunları kontrol eden biziz, başka bir şey değil”
“ Bir şeyin olmasini ne kadar çok istersek, o iş bizim için o kadar
iş olmaktan çikar”
Kazananlar ve Kaybedenler
Kazanan her zaman çözümün bir parçasıdır,
kaybeden her zaman problemin bir parçasıdır.
Kazananın her zaman bir programı vardır,
kaybedenin her zaman bir özürü vardır.
Kazanan "Bu işi senin için yaparim" der,
kaybeden "Bu benim işim degil ki" der.
Kazanan her sorunda bir çözüm görür,
kaybeden her çözümde bir sorun görür.
Kazanan "Uzak ama yolu biliyorum" der,
kaybeden "Yakın ama yolu bilmiyorum" der.
Kazanan çakılların yanındaki çimeni görür,
kaybeden çimenin yanındaki çakılları görür.
Kazanan "Zor olabilir ama mümkün " der,
kaybeden "Mümkün ama çok zor" der.
“Kaybetmeyi göze alsanız da,kaybetmemektir bütün sorun. Siz kazanan
olun.”
VERİMLİ
DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ
Sayfa başı
Öğrenciler, zamanlarının büyük kısmını, okula ve ders çalışmaya
ayırdıkları halde, çoğu kez çabalarının başarılı olmalarına yetmediğini;
veliler de çocuklarının ders çalışmaya yeterince zaman ayırdıkları
halde başarılı olmakta zorlandıklarını belirtmektedirler.
Bunun sonucu, öğrencilerin ders çalışırken kullandıkları becerilerin
ve yöntemlerin etkililiği ve yeterliliği konusu sık sık gündeme
gelmektedir. Öğretmenler ise sadece kendi alanları ile ilgili bilgi
ve beceriler yanında öğrencilerine “nasıl çalışılması” gerektiği
konusunda da yardımcı olmayı istediklerini ve bunu gerekli gördüklerini
sık sık dile getirmektedirler.
Çok çalışmasına rağmen çalışma yöntemini bilmeyen öğrenciler umutsuzluğa
kapılmaktadırlar. Bu öğrenciler sınıf düzeyleri yükseldikçe kendilerini
öğrenmeye motive etme, öğrenme süreçlerini planlama ve değerlendirme
konularında yetersiz kalmaktadırlar. Bu durum öğrencilerin okuldaki
başarılarını ve buna bağlı olarak okul sonrası yaşamlarını da olumsuz
yönde etkilemektedir.
Ana, baba ve öğretmenlerin öğrenciden genel beklentisi, onların
"derslerine çok çalışıp, başarılı olmaları" yönündedir. Beklenti
böyle olunca başarısızlığın nedeni, "yeterince çalışmamak" olarak
görülmekte ve öğrenciden sürekli daha çok çalışması istenmektedir.
Oysa gerekli olan "bilinçsizce çok çalışmak" değil; verimli ders
çalışma yollarını iyi bilerek ve bunlardan gereğince yararlanarak
etkili çalışmak”tır. Ayrıca başarıya öğretmen, öğrenci ve veli üçgeninin
dayanışması ile ulaşılabilineceği unutulmamalıdır.
Öğrenci başarısını engelleyen ( olumsuz ) veya artıran ( olumlu
) özelliklerinin farkında olmalıdır. İzmir öğrenci yönlendirme Merkezinde
geliştirdiğim “ Verimli Çalışma ve Öğrenme Ölçeği “ ile bir öğrencinin
başarılarını etkileyen 15 özellik ölçülebilmektedir. Bu Ölçek ülke
genelinde bir çok özel okul ve dershane tarafından da halen iznimiz
dahilinde kullanılmaktadır.
Verimli ders çalışma yollarını öğrenmek isteyen öğrencinin, önce
bu yönde olumlu alışkanlıklar kazanmaya kararlı ve niyetli olması
gerekir. Buna karar verdikten sonra ders çalışmasını aksatan ya
da kolaylaştıran alışkanlıklarının bir listesini yapmalıdır. Bir
yandan listede yer alan olumsuz alışkanlıklarını bırakmaya çalışırken
öbür yandan da olumlu alışkanlıklarını pekiştirmek için çaba göstermelidir.
Çalışma ve denemeler, olumsuz alışkanlıklar atılıncaya, olumlu alışkanlıklar
iyice yerleşinceye kadar sürdürülmelidir.
“Daha fazla güç, yetenek veya daha büyük fırsata ihtiyacımız yok.
İhtiyaç duyduğumuz şey sahip olduğumuzu iyi kullanmaktır.
S. WALSH
“Aradığınız altın fırsat içinizdedir. Çevrenizde, şansta, tesadüfte
veya başkalarının yardımında değildir, sadece içinizdedir.”
Orıson Swett MARDEN
“En başarili insanlar bu ayricaliklarini, farkli bir yetenege sahip
olduklari veya kendilerine bir firsat sunuldugu için elde etmemişlerdir.
Elde olan firsati kullanmişlardir.”
BARTON
Uzun süre yurt dışında kalmış bir asker, ülkesine dönerken, hava
alanında nişanlısı tarafından karşılanır. İkisi birlikte askerin
bavullarını beklerken yanlarından bir hostes geçer. Asker şen bir
sesle :”A! Miss Tracy bu!” der. Nişanlısı öfkeyle “Adını nereden
biliyorsun?” diye çıkışır. Askerin cevabı mantıklıdır: ”Uçağın baş
tarafında, kabin kapısında, pilotun ve yardımcısının adları yazılıydı!”
Nişanlısı bu mantıklı cevabı daha da mantıklı, aynı zamanda da alaylı
bir soruyla karşılar. “Ya! Öyle mi? Peki pilotun adı neydi?” Zavallı
askerin düştüğü trajikomik durumu hayal edebiliyor musunuz? Ya bir
de pilot yardımcısının adı sorulsaydı....O zaman vaziyet kötüden
betere dönüşürdü kuşkunuz olmasın.
Bu fıkra hafıza ile, öğrenme ve hatırlama ile ilgili sürecin veciz
bir özetidir aslında. Asker doğru söylemektedir; doğru ama eksik.
Hostesin adını gerçekten de kabin kapısında görmüş ve oradan öğrenmiştir.
Büyük ihtimalle pilotun ve yardımcısının isimlerini de okumuştur
aynı yerde. Ama sonuç ortadadır işte; aklında kalan sadece hostesin
adıdır. Dolayısıyla askerin cevabı hostesin adını nereden bildiğini
açıklamaya yeter ama neden ve nasıl bildiğini, daha doğrusu hatırladığını
açıklamaya yetmez. Doğru ve tam cevap hostesin karşı cinsten ve
alımlı oluşunu da içermeliydi. “Merak düğmesinin neye yaradığını
bilmeyenler, mutluluk melodisini dinleyemezler.
Hafızamızda kalan ve kolayca hatırlanan şey ilgimizi çeken şeydir.
Bir şey ne kadar ilgimizi çekiyorsa, ne kadar sıra dışı ise onu
o kadar kolay ezberler, o kadar iyi hatırlarız. Bize yumruk atanı
tokat atandan; tokat atanı itekleyenden, itekleyeni azarlayandan;
azarlayanı kaşını çatandan daha kolay hatırlarız.
Dr.Joyce Brothers”in verdiği bir başka örnek daha var: Bir
kadın başka bir kadının üzerindeki giysileri tıpa tıp hatırlar,
ayrıntıları ile tarif eder. Yüzündeki kırışıklara ve çillere, gözünün
altındaki minicik lekeye kadar her şeyi sayıp dökebilir. Aynı şeyi
bir erkeğin yapabilmesi çok zordur. Sebep hafıza farkı değil ilgi
farkıdır.
Demek ki hafızayı biçimlendirip yönlendiren en önemli etkenlerden
birisi “İLGİ”dir. Buradan hafızanın ilk prensibini çıkarabiliriz.
Madem ki ilgimizi çeken şeyi hatırlıyoruz o halde hatırlamak istediğiniz
şeyin ilginizi uyandırmasını sağlamalı, sempatik, olmazsa antipatik
ama ille de ilgi çekici bir tarafını bulmalıyız. Diyelim ki öyle
ilginç bir tarafını bulamadık, o zaman kendimize bir takım uygun
ilginçlikler icat etmemiz gerekiyor. Arşiv istiaremize dönersek,
arşivde örneğin bir kitabı bulmak istediğinizde ona ya yazar ismine
ya da kitap ismine göre hazırlanmış alfabetik sıralı ve numaralı
kartlar kullanarak ulaşırsınız.
İşte bir bilgiyi ilginç kılmak, hatırlanmasını kolaylaştırmak için
ona iliştirdiğiniz, eklediğiniz yeni unsurlar arşivdeki bu numaralı
kartlara benzer. İyi de bu ilginç kılma işi nasıl yapılacak? Bu
herkesin özel yetenek, donanım,bilgi ve görgüsüne göre değişir.
Bir şeye benzetmek, karikatürize etmek, bildiğimiz başka şeylerle
ilişkilendirmek gibi yollara başvurarak sıradan bir bilgiyi sıra
dışı hale getirmemiz mümkündür.
Thomas De Quincey, ”Bindirilen yük ne kadar şiddetli ise hafiza
da o kadar güçlü olur.” diyor. Bu ne demek? Örneğin sınav arifesinde,
sınava yakın dönemlerde ders çalışmak daha verimlidir ve bu esnada
öğrenilen bilgilerin hatırlanma oranı da diğer zamanlardakinden
daha yüksektir. Başka zaman beş kez okuyup öğrenemediğiniz bir bilgiyi
sınav arifesinde iki-üç kez okumakla öğrenir ve daha kolay hatırlarsınız.
Zekanız ve hafızanız aynı kalmakla birlikte öğrenme ve hatırlama
“gerekçeniz “in şiddeti artmaktadır çünkü.
Bir şempanze uzun süre aç birakildiktan sonra bulundugu kafese içi
üzüm dolu otomatik bir makine konmuş, birkaç da madeni para. Bu
paralar makineye atildigi takdirde makine üzüm veriyormuş. Açligin
tahrik ettigi hayvan araliksiz sinamalar sonunda makineden üzüm
almayi başarmiş. Sonra deney farkli renkte paralarla denenmeye başlanmiş.
Her rengin makineden çıkardığı üzüm sayısı farklıymış. Beyaza bir,
maviye iki, kırmızıya üç vb. Şempanze bu doğal problemi daha kısa
sürede çözerek azami sayıda üzüm yemeyi de başarmış.
Şempanzenin dogal güdüsü olan açlik, hafizasini uyarmiş; böylece
şempanze normal zamanlarda ögrenemeyecegi veya uzun sürede ögrenebilecegi
bir beceriyi daha kisa sürede ögrenmiş ve üstelik ikinci deneyde
birinci deneyde ögrendiklerini kolayca hatirlamiştir.
Şempanzenin başarisi sirf tekrara baglanamaz. Gerekçeniz ve ilginiz
yetersizse istediginiz kadar tekrarlayin; ögrenemez ve hatirlayamazsiniz.
Bu o kadar dogrudur ki gündelik hayata şöyle bir bakmamiz onu onaylamamiza
yeterli veriyi saglar.
Örneğin her gün defalarca kullandığımız telefonunuzun tuşları nasıl
sıralanmıştır. Sağdan sola mı, yukarıdan aşağıya mı? Her gün alışveriş
yaptığınız marketin vitrin çerçeveleri ne renktir? Camları kaç bölmelidir?
Okulunuzun her gün çıktığınız giriş merdivenleri kaç basamaklı?
Apartmanınızın asansör lambası normal ampul mü, florasan mı? Bütün
bunların hepsini bir solukta doğru olarak cevaplayacak kaç kişi
çıkar acaba?
Gördüğünüz gibi etkin bir öğrenme ve hatırlama için tekrar gerekli
ama yeterli değildir. İşte yukarıda sorulan sorular her gün tekrar
ettiğimiz olgulara ilişkindir ama yinede cevaplarını bilmiyoruz.
Öğrenme ve hatırlama için gerekçe,ilgi ve tekrar bir arada bulunmak
zorundadır.
Gece yatmadan önce yapılan kısa bir tekrar uyku sırasında salgılanan
bir takım hormonal maddeler sayesinde yeni öğrenilmiş olan bu bilgileri
hafızaya yerleştirme konusunda etkilidir.
Kurt Lewin isimli bir araştirmacinin “gerilim teorisi”ne göre kişi
belli bir hedefe (örnegin Fen Lisesi ya da ÖSS’yi kazanmaya) yönelmişse
hafiza çok daha iyi çalişmaktadir .Bu konuda ilginç bir deney yapilmiş:
Bir grup ögrenciye belli bir zaman diliminde belirli işleri yapip
tamamlamalari söylenmiş; kilden bir heykel yapmak, kibrit çöpleriyle
çeşitli figürler oluşturmak, belli bir rakamdan geriye dogru üçer
üçer saymak gibi... Ancak süre dolmadan ve işler tamamlanmadan birdenbire
ellerindeki işi birakip başka işlere başlamalari söylenmiş. Bu işlem
bir kaç sefer tekrarlanmiş ve bazi işler tamamlanirken yarim kalmiş.
Denekler deney süreci ve işlerini yarim birakma gerekçeleri konusunda
hiç bir ön bilgiye sahip degillermiş.
Deney sonunda deneklerden kendilerine verilen görevleri saymaları
istendiğinde görülmüş ki denekler yarım bıraktıkları işleri tamamladıklarından
daha iyi hatırlıyorlar ve ayrıca bu işleri tamamlama arzusunun verdiği
bir gerilim içinde bulunuyorlar.
Buraya kadar söylediklerimizden çıkan sonuç şöyle özetlenebilir:
İyi bir hafıza güçlü gerekçelerle, belirli bir hedefe yönelerek,
ilgi duyarak ve bol bol tekrar yaparak elde edilir. Bilim adamları,
öğrenmenin ilk ve olmazsa olmaz koşulu dikkat ve etkin dinleme demektedirler.
“Kare büyüdükçe fotoğrafın anlamı da değişir; intihar eden adam
basit bir dublöre; ağlayan bir genç kız, soğan doğrayan bir ev hanımına
dönüşebilir.”
Belli bir konuyu çalışmak için masanızın başına oturduğunuzda; derginizi,
kitabınızı önünüze açtığınızda okuyacağınız, öğreneceğiniz konu-genellikle
bir bütündür. Her zaman olmasa bile kendi içinde organik bir bütünlüğe
sahiptir. Çeşitli bölümler, parçalar, birbirleriyle ilintili, bağlantılı
olabilir. Biri anlaşılmadan öteki, öteki anlaşılmadan beriki anlaşılamayabilir.
Bazen konunun başindaki bir bilgi, sonundaki bir bilgi kirintisiyla
yakindan ilişkilidir. O kirinti olmaksizin bilmeceyi çözmek olanaksizdir.
Eksik harf yerine konmadan sihirli kelime ortaya çikmaz. Söz konusu
kirintiya ulaşmak için adim adim ilerleme yolunu seçerseniz, ona
vardiginizda baştaki bilgiyi unutmuş olabilirsiniz. Bu durumda tekrar
geriye dönmeniz gerekecek. Ne yapmali?
Kuşkusuz konunun tümünü birden, altini, üstünü, ortasini ayni anda
görerek çalişmak olanaksiz. Ama olanaksiz olan, bu işi ayrintili
yapmaktir. Oysa konuyu - bütünlük arz etmiyorsa kendi içinde uygun
bütünlüklere bölerek - kuşbakişi bir göz gezdirmeyle taramak; hizli
bir okumayla ana hatlarini kavramak; önemli noktalarindan haberdar
olmak; kilit cümleleri belirlemek olanaksiz degildir.
Ayrıntılara inmeksizin, tamamını anlayıp ezberlemeye kalkışmaksızın,
böyle bir kuşbakışı tarama size konunun bir haritasını sağlar. Kuşbakışı
tarama, hücum edeceğiniz savaş bölgesine düzenlediğiniz bir keşif
uçuşuna da benzetilebilir. Böylece, daha sonra ayrıntılı çalışırken,
attığınız her adımın sizi nereye götürdüğünü, bir sonraki adımda
sizi nelerin beklediğini bilmenin güven ve rahatlığını yaşarsınız.
Anlatmak istediğim şeyi hayli aydınlatacak bir örnek var: Lego (yap-boz)
oyuncakları. Çeşitli ve görünüşte anlamsız, birbirine benzer, çok
sayıda parça birleştirilir ve sonuçta anlamlı şekiller çıkar ortaya
(ev, tren, tabanca vs.) Hemen hemen bütün Lego kutularında, içindeki
parçalarla nelerin yapılabileceğine dair resimler vardır. Bir kere
kutunun üzerindeki resmi gördükten sonra elinizdeki parçaları bu
resme göre birleştirmek ve sonuca ulaşmak çok hızlı ve kolay olur.
Böyle bir resme sahip değilseniz sonuca ulaşmak çok zaman alır ve
sizi çok yorar. Ders çalışırken konuyu hızlı gözden geçirmek, kuşbakışı
taramak da bize lego kutusundaki resmi görmeye benzeyen bir avantaj
sağlayacaktır. Lütfen bu avantajı göz ardı etmeyin.
Kaynakların seçilmesine özen gösterilmelidir. Çünkü yanlış bir bilginin
üzerine doğru bilgiyi öğrenmek oldukça zordur.
Nasrettin Hoca’ya iki çocuğu ile bir adam gelmiş ve “Hocam bu çocukları
okutmanı istiyorum, büyük olan biraz bilir, küçük olan hiç bilmez.
Ücret olarak ne alacaksın?” diye sormuş. Hoca da “Biraz bilenden
iki, hiç bilmeyenden bir akçe alırım.“ yanıtını verince hayretle
nedenini öğrenmek istemiş. Hoca da “Eee...hiç bilmeyene sadece doğruyu
öğreteceğim. Bir iş. Oysa biraz bilene önce bildiği yanlışları unutturup
sonra doğruyu öğreteceğim. İki iş. Bunun için iki akçe” cevabını
vermişti.
Hatırlamak mı zor unutmak mı?
Hasta bir adam son çare gitmiş Hoca’ya. Anlatmış derdini derman
olur diye. Hoca, kolay, demiş,derdinin çaresi bende: Dişi tilkinin
kuyruğunu asla getirmeyeceksin aklına. Adam bunda ne var, diye düşünmüş.
Buldu ya basitçe çareyi sevinmiş aklinca.
Ama bir hafta sonra düşmüş Hoca’nin kapisina. “Aman Hocam! Hiç aklımda
yoktu. Nereden soktun aklıma dişi tilkinin kuyruğunu? Bir türlü
çıkmıyor aklımdan.” Şimdi siz söyleyin. Bilim adamları, öğrendiklerinizi,
kurduğunuz fantazilerle ilişkilendirin. Fantazileriniz ne kadar
çılgın, abartılı ve uçuk olursa, unutmanız o kadar zor, hatırlamanız
o kadar kolay olur, derken yanlış mı söylemişler? Varın siz karar
verin.
Yanlış Çalışma Alışkanlıkları nelerdir ?
Çalışmaya başlarken belli bir amaç taşımamak, plansız ve programsız
çalışmak, evin değişik yerlerinde ders çalışmak, çoğu zaman yatarak-uzanarak
ders çalışmak, televizyon karşısında veya müzik dinleyerek çalışmak,
sınav öncesi ezberlemeye çalışmak, farklı kaynaklardan yararlanmamak,
anlaşılamayan, korkulan veya sevilmeyen derslerin daha az çalışılması,
dersin öğretmeninin sevilmemesi nedeni ile o dersi sevmemek veya
çalışmamak gibi yanlış çalışma alışkanlıkları öğrencilerin başarısız
olmalarına neden olmaktadır.
Verimli Ders Çalışma Yolları Nelerdir?
I- Amaçlarınızı Belirleyiniz
“Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalişmaktan da zevk
almazlar”
E.Raux
Her çalışma bir amaca yönelik olmalıdır. Bu amaçlar, bir problemin
çözümünü öğrenmek, bir yazıdaki ana düşünceyi bulabilmek vs. olabilir.
Bunları iyi belirleyerek çalışmaya başlayan kişiler, bu yakın amaçlara
ulaşa ulaşa sınıfını geçmek, okulunu bitirmek ve sınavı kazanmak
biçiminde özetlenen uzaktaki amaçlarına da ulaşmaktadırlar. Başarı
insanın düşlediklerini gerçekleştirmesidir. Bunu yapabilen her kişi
başarılıdır. Düşlemek bilinçli bir eylemdir. Düşlerimizin yürekten
gerçekleşmesini ister ve ona ulaşmak için yola çıkarsak, bu uğurda
inancımızı ve kararlılığımızı bir an bile yitirmezsek amacımıza
ulaşırız.
Çabalamadan hayal kurmak ise miskinlerin, bedavacıların işidir.
Çalışmadan kazanamayız. Unutmamak gerekir ki başarı için “yüzde
elli yürek, yüzde elli kürek” gerekir. Başarılı insanların tümü
şans faktörünü işin başında dışlar. İşi şansa bırakmayın. Şans,
rastlantı ya da başkasının yardımı gibi faktörlerin başarıda ki
yeri % 1 bile değildir.
“Talih nedir? Sadece şans degildir. Talih; firsati yaratmak, orada
oldugunda farketmek ve geldiginde almaktir.”
Natasha JOSEFOWITZ
“Ne kadar çok çalışırsanız, o kadar talihli olursunuz.”
R. Davıd THOMAS
“Kendi fırsatlarınızı yaratmalısınız.”
John B. GOUGH
“İnsanı kendisiyle yüz yüze getiren bazı sorular: "Belirli bir zamanda
nerede olmak istiyorum?" "Oraya nasıl gideceğim?" "Kendimi bulduğum
yerden, olmak istediğim yere götürmek için ne yapmalıyım?" "Harekete
geçmem için atmam gereken ilk küçük adım nedir?"
“Bir yanda seyahat edenler; diğer yanda bir yerlere gidenler vardır.
Bunlar hem birbirlerinden farklı , hem de birbirlerinin aynıdırlar.
Başarılı olanların rakiplerine üstünlüğü şudur: Başarılı olanlar,
nereye gittiklerini bilenlerdir.”
Mark CAINE
Amaçsız bir çalışma dümensiz bir gemi ile okyanusa açılmaya benzer.
Rüzgâr nereye sürüklerse oraya gidersiniz. Gemi yol alır gibi görünür
ama büyük bir olasılıkla kayalara çarpar. Amacınızı belirlerken,
ona ulaştığınızda çok mutlu olacağınıza inandığınız ve yolculuğundan
zevk alacağınız bir amaç olmasına özen gösterin. Bir insanın sevmediği
bir işi yapması ve buna katlanmak zorunda kalması yaşamı boyunca
mutsuz olmasına yol açacaktır.
Colombia Üniversitesinden psikolog Robert S. Woodwart, somut bir
hedef belirlemenin kişideki gizli potansiyeli nasil açiga çikardigi
ve hatta arttirdigini ortaya koymak için “yüksek atlama” örneginden
faydalanmiş. Yüksek atlama konusunda kendini hiç denememiş ve zora
koşmamiş bir insan ilk denemesinde belli bir yüksekligi aşabiliyor.
Başka bir deneme yaptiginda da bu yükseklik degişmiyor. Ama kendisine
yüksek atlamada bir hedef belirlemiş bir kişi her seferinde çitayi
biraz daha yükselterek agir agir yetenegini geliştiriyor ve hedefine
ulaşiyor. Ara hedeflerden geçerek, başlangiçta başarilamaz görünen
başarilabiliyor.
Aynı çerçevede daha ilginç bir test de yapılmış. Testte katılanlar
önce iki guruba ayrılıyorlar. Birinci guruba daha önce bir başka
grubun - ki bu gerçekte var olmayan uydurma bir grup - aynı denemeyi
az önce başardığı ve x metre yükseklikten aşabildiği söyleniyor.
Söz konusu uydurma grubun aldığı sonuçlar (!) yüksek sesle okunarak
deney başlatılıyor. Güçlerini -gerçekte var olmayan- rakipleri ile
kıyaslayarak atlama yapan denekler, rekabet duygusuyla kızıştıkları
için üstün bir performans sergiliyorlar. Öte yandan ikinci gruba
deneyin başında hiç bir şey söylenmiyor. Önlerine aynı yükseklik
sınırları konuyor. Ancak bu grubun elde ettiği sonuçlar birinci
gruba göre çok çok kötü bulunuyor.
Fiziki olarak birinciye benzer özellikler taşimasina ragmen ikinci
grubun, motivasyon (güdüleme) eksikligi nedeniyle birinci grubun
gerisinde kalişi, gerçek gücünü ve becerisini ortaya koyamayişi
size bir şeyler söylemiyor mu?
Açıkça Tanımlanmış Hedefler
Ne istediğinizi bilmelisiniz. Enerjiniz, bilginiz ve azminiz bir
amaca yönelmeli ve bu amaç açık, somut ve kesin olmalıdır. Hem iyimser
hem de gerçekçi olmalıdır. Bunlar gerçekleştikten sonra, amacınıza
ulaşmak için bazı şeyler yapmanız gerekir.
Öngörü, karanlıkta kalmış bir yolu aydınlatan ışıkla karşılaştırılabilecek
bir tür hedeftir. Hedefinizi somutlaştırmayı ve onu olmasını istediğiniz
sonuç olarak ifade etmeyi başardığınızda, bu ışık yoğun bir lazer
ışınına dönecek ve bir duvarı delip geçecek kadar güçlü olacaktır.
Önünüzdeki hedefi açık bir şekilde gördüğünüzde ve bu hedefi tüm
kalbinizle kendinizle özdeşleştirdiğinizde, doğru kararları kendiliğinden
verebileceksiniz.
Konunun özüne inmeye çalışın. Gerçekten istediğiniz şey ne? Gereksiz
ve yararsız olanları bir kenara attığınızda geriye ne kalıyor? En
öncelikli sorun ne? Sizin için gerçekten önemli olan şey ne? Amaciniza
ulaşmak için neye gereksiniminiz var? Aslinda tamamen başka bir
şeyin peşindeyken, kendimizi sik sik ilgisiz bir şey için çabalarken
bulabiliyoruz.
Bununla ilgili olarak şu örnekleri verebiliriz: Genç bir kadin kalkinma
programinda çalişmak üzere Afrika”ya gitmek istiyordu. Kendisine
yukaridaki sorulari sordugunda, asil istedigi şeyin insanlarla daha
fazla ilişkide bulunmak oldugunu keşfetti. Diger insanlarin dikkatini
çekmek ve minnettarliklarini kazanmak için özel bir şeyler (fakirlere
yardim etmek gibi ) yapmasi gerektigini düşünmüştü. Girmesi gereken
mücadele, başkalarina yardim etmek üzere çekip gitmek yerine, o
anda ve bulundugu yerdeki insanlarla olan ilişkileri üzerinde çalişmakti.
Bu şekilde, her şeyden önce, insiyatifi ele alma riskine girebilecek
ve terslenme korkusunu yenebilecekti.
Bir kadın avukat, kapısının üzerine, meşgul olduğu zamanlarda bunu
gösterecek kırmızı bir ışık istiyordu. Kendi kendine bu isteğinin
altında ne yattığını sorduğunda, asıl istediği şeyin, kapılarının
üzerinde kırmızı ışık bulunan tüm diğer erkek meslektaşları gibi
saygı görmek ve onlarla eşit konumda görülmek olduğunu keşfetti.
İyi bir çalışma ortamı kırmızı ışıklar kullanılmadan da sağlanabilir
ve böylece kabul edilme gereksinimi tatmin edebilirdi.
Influencing with Integrity adlı kitabında Enie Z. Laborde iletişimi
bir yolculuğa benzetir. Önce nereye gitmek istediğinize kara verirsiniz.
Sonra, oraya nasıl gideceğinize ve size eşlik etmesi için kimi davet
edeceğinizi düşünürsünüz. Eğer Londra’dan Edinburgh’a gitmek istiyorsanız,
bunu uçakla, otomobille veya trenle yapabilirsiniz. Yolda giderken
doğru yöne gidip gitmediğinizi anlayacağınız işaretlere gereksinmeniz
olacaktır. Eğer yol arkadaşlarınız farklı bir yere gideceklerse,
nerede sizin yanınızdan ayrılıp kendi başlarına devam edeceklerini
bulmak zorundadırlar.
Sonunda Edinburgh’a vardığınızda ise, burasının gerçekten ziyaret
etmek istediğiniz yer olup olmadığını anlamalısınız. İstediğinizi
elde edebileceğiniz yer gerçekten burası mı?
Gidilecek yerin belirlenmesiyle başlayan yolculuk gibi, ulaşilmak
istenen sonuçlarin ortaya çikmasiyla da bir iletişim süreci başlar.
Hedefinizi zihninizde tam olarak belirlemeden iletişim kurmak, nereye
gittigine bakmadan bir trene binmek gibidir.
Strateji
Amacınızı açık seçik ortaya koyduktan sonra bir strateji hazırlamaya
başlayabilirsiniz. Ama eğer işlem uygulanamayacak bir durumdaysa,
en iyi strateji bile hiç bir işe yaramaz. Bazen çok kolay başarılabilecek
bir olay için yanlış strateji seçilerek uzun zaman harcayabiliriz.
Günlerden bir gün, bir hintli ermişin yanina, koşa koşa, ögrencilerinden
biri gelir. "Ustam," der. "Ben de erdim. Irmağın bir kıyısından
öbürüne sulara değmeden geçebiliyorum." Bilge kişi aldırmaz pek.
"Ben daha ermeden geçebiliyordum bir kıyıdan öbürüne sulara değmeden,"
der. "Sandala binerek”
“Başkalarinin sizin için istedigi şeyi degil, gerçekten kendi istediginiz
şeyi tasarladiginizdan emin olun.”
“Planlama geleceği şimdiki zamana getirmektir, böylece gelecek hakkında
şimdiden bir şey yapabilirsiniz.”
LAKEIN
“Zekice hazırlanmış bir plan başarının ilk adımıdır. Plan yapan
kişi nereye gittiğini, nasıl bir ilerleme yaptığını bilir ve ne
zaman hedefe varacağı konusunda oldukça iyi bir fikri vardır.”
S. WALSH
Yoğunlaşma ve Esneklik
Amacınıza ulaşmak için, eylemleriniz o amaç üzerinde yoğunlaşmış
olmalıdır. Zihninizde bir resim çizerek ne istediğinizi şekillendirir
ve tüm dikkatinizi buna verirsiniz. Bunu ,başka bir şey yaparken
bile zihninizin bir köşesinde tutun. Bu, sizin uyanık olmanızı ve
karşınıza çıkan fırsatları değerlendirmenizi sağlayacaktır.
Eğer bir öncelik sıralamanız yoksa,her şeyi bir seferde yapmaya
çalışıp sonra da hiç bir şey yapamama tehlikesiyle karşı karşıyasınız
demektir.
“Başarinin geregi, arzunuzun tamamen saplanti, düşünce ve amaçlarinizin
koordineli ve enerjinizin gevşemeden konsantre olmasi ve uygulanmasidir.”
Claude M. BRISTOL
İrade Gücü
Hedefinize ulaşmak için irade gücü ve azim göstermeniz gerekir.
Hedefinize ve ona ulaşmak için seçtiginiz yola inanmalisiniz. Sizden
istenen işi yapmaktan zevk almalisiniz. Ileriye dönük mücadele isteginiz,
enerjinizi amaciniz üzerinde yogunlaştiracaktir.
Hedefle ve gerçek arasında derin bir ayrılık bulunduğunda, sabırsızlaşma
eğilimi gösteririz. Sanki tüm dünya bize karşı elbirliği etmiş gibi
görünür. Herkes rüzgâr gibi eserken biz ağır ağır yürümek zorunda
kalmışızdır. Bu hiç de adil değildir! Mevcut durumla istenen sonuç
arasındaki boşluğa yaratıcı gerginlik denir. Kendinize acıyacağınıza,
bunu sizi hedefinize biraz daha yaklaştıran bir şeyler başarmaya
sevk eden bir enerji kaynağı olarak görün.
Aksilikler arka arkaya gelse bile kendinize inanmayı sürdürün. Yenilginin
bir bozgun olmasına izin vermeyin, aksine bunu öğrenmek için bir
şans olarak algılayın: Yanlış giden neydi? Niye böyle oldu? Bir
daha ki sefere bunun olmaması için ne yapabilirim? Başarı ve bozgun
arasındaki fark azimdir.
“Ben bir işte nasil muvaffak olacagimi düşünmem, o işe neler mani
olacak diye düşünürüm. Engelleri kaldirdin mi iş kendi kendine yürür.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Engeller ve direnç sizi güçlendirir ve kendi yeteneklerinize güvenmeye
sevk eder. .Engellerin üstesinden gelerek kendinize güveninizi pekiştirirsiniz.
Başa çikilmaz bir engelmiş gibi görünen şeyler bazen yeni ve kolay
yollar bulmanizi saglayabilir. Girdiginiz yarişma karşi karşiya
geldiginiz zorluklarin sizi stratejinizi yeniden düşünmeye mi sevk
edecegini , yoksa bu zorluklarin sizi amaciniza götüren yolda daha
mi güçlü kildigini belirlemektedir.
“Yaşamin garip karmaşasinda başimiza ne gelebilecegini bilemeyiz.
Ancak kendimizin ne yapacagina, bu olayi nasil karşilayacagimiza,
olayla nasil başa çikacagimiza karar verebiliriz. Sonuçta gerçekten
önemli olan da budur. Yaşamin hammaddesini almak ve onu degerli
ve güzel bir şey haline getirmek; işte bu hayat sinavidir.”
Joseph Ford NEWTON
“ Üşenme ! Erteleme ! Vazgeçme ! “
“ Bekleme; "Doğru zaman" asla gelmeyecektir. Bulunduğun yerden başla
ve senin emrinde olabilecek her türlü araçla çalış. Gideceğiniz
yol üzerinde daha iyi aletler bulunacaktır.”
Napoleon HILL
“ Başarisizlik insani hayal kirikligina ugratabilir ama denememek
yok olmaya mahkűm edecektir.”
Beverly Hills
“Bir amaç için uğraştığınızda işler ters gittiğinde, sendelediğinizde
veya düştüğünüzde utanmamalı, tekrar denemek için gereken cesareti
toplamalısınız.”
Dünya çapında 30 milyar marklık satış hacmi olan Sony şirketinin
patronu Akio Morita, Der Spiegel”de yayınlanan bir söyleşisinde,
başarısının sırrını şöyle açıklar:”En gerekli olan şey insanlara
bir amaç verebilmektir. Her şey yaratıcılıkla ilgilidir. Yıllar
boyunca yaratıcı bir işletmenin hizmetinde bulundum ve yaratıcı
insanların nasıl motive edileceğini biliyorum. Onlara asla neyi
yapıp neyi yapmayacaklarını söylemem.”
“Olağanüstü fırsatlar beklemeyin. Olağan durumlara el koyun ve onları
olağanüstü hale getirin. Zayıf insanlar fırsat bekler, güçlüler
kendileri yaratır.
Orıson Swett MARDEN
“Başari, zahmet ve sebatin çocugudur. Dil dökerek veya rüşvet vererek
elde edemezsiniz, ancak fiyatini ödediginizde sizin olur.”
Orıson Swett MARDEN
“Kayda değer hiçbir şey kolay elde edilemez. Çalışmak, sürekli çalışmak;
sonunda sizi istenen sonuca götürecek tek yol budur.”
Hamılton HOLT
“Yaşam, siz başka planlar yaparken olup biten şeylerin toplamidir.”
Planlama bir başlangiçtir, plan yapani hiç bir yere götürmez. Yaşam
bir şeyler yapmaktir. Peki siz ne yapacaksiniz?
Zamanınızı ve yaşamınızın kontrolünü elinizde tutun.
Gün bugündür
Yer burasıdır
Yaşam sizin yaşaminizdir
Geleceğinizi etkileme fırsatına sahipsiniz
Günü yakalayın
Bu anı kullanın
Şimdi harekete geçiniz.
“Bilginin efendisi olabilmek için çalışmanın uşağı olmak şarttır.”
BALZAC
“İçinizde öyle güçler vardır ki, keşfedip kullanabilseydiniz, olmayı
hayal ettiğiniz veya tasarladığınız her şey olabilirdiniz.”
Orıson Swett MARDEN
“Başarmanin ilk adimi, önce yapabilecegimize inanmaktir.”
Mıchael KORDA
“Başarinin ilk kurali - konsantrasyon - bütün enerjileri bir noktaya
yönlendirmek ve ne sola, ne de saga bakmadan dogrudan o noktaya
yönelmektir.”
Wıllıam MATHEWS
“Başari; sahip oldugunuz bütün güçlerin, tek bir arzunun başarilmasi
üzerine yogunlaştirilmasidir.”
Wılferd A. PETERSON
“Bütün düşüncelerinizi elinizdeki işe yogunlaştirin. Güneş işinlari
odaklanmadiklari sürece yakamazlar.”
Alexander Graham BELL
“Engeller vahşi hayvanlar gibidir. Aslinda korkaktirlar, ama yapabilirse
size blöf yaparlar. Eger kendilerinden korktugunuzu görürlerse,
üzerinize atlamaya hazirdirlar. Ama ta gözlerinin içine bakarsaniz
yavaşça çekilip giderler.”
Orıson Swett MARDEN
“Kuşkularimiz bizim düşmanlarimizdir; bizleri girişimde bulunmaktan
alikoyarlar, elde edebilecegimiz iyi şeyleri yitirmemize neden olurlar.”
Wıllıam SHAKESPEARE
“İnsanın en büyük keşfi ve şaşırtıcı duygusu, yapamayacığından korktuğu
şeyleri yapabildiğini anlamasıdır.”
Henry FORD
“Kaç kişi, biraz daha çaba ve sabrin başariyi getirecegi anda birden
vazgeçmiştir?”
Ross PERO
“Bir sonucun elde edilmeye değer olduğuna tam olarak karar verdiğim
zaman, üzerine giderim ve sonuç alıncaya kadar deneme üstüne deneme
yaparım.”
Thomas A. EDISON
“Bilerek başlayanlar, sebatla yürürler. Güçlüklere rağmen vazgeçmezler.
Azmederler ve sonunda ödüllerini toplarlar.”
Charles E. POPPLESTONE
“Denemekten vazgeçmek gibi başka bir başarisizlik yoktur. Insanin
içindeki yenilgiden başka yenilgi yoktur. Kendi içimizdeki amaç
zayifligindan başka, gerçekten aşilmaz bir engel yoktur.”
Elbert HUBBARD
“Sanırım kendimizi uzun bir yolda gibi düşünmek yararlı olur: Önemli
olan inancını korumak, dayanmak, düştüğümüzde veya yorulduğumuzda
birbirimize yardım etmek, gözyaşı ve düş kırıklığına rağmen yola
devam etmektir.”
Mary Carolıne RICHARDS
Planlı Çalışma
Geri getirilmesi olanaksız olan tek şey zamandır. Zaman hızlı ve
coşkun akan bir ırmağa benzer. Zaman ancak planlı bir çalışmayla
değerlendirilebilir. Zamanı programlarken kendinize 5 yıl sonra,
1 yıl sonra, 3 ay sonra, 1 ay sonra , 1 hafta sonra, yarın neleri
başarmak isterdim sorularını kendinize sorun.
Telefon arkadaşlarinizla uzun konuşmayarak, arkadaşlariniz her çagirdiginda
koşa koşa gitmeyerek, kantinde - kafeteryada her gün uzun zamanlar
harcamayarak, evde oradan oraya amaçsiz dolaşmayarak, televizyona
esir olmayarak, evdeki sohbetlerin tümüne katilmayarak zamandan
tasarruf yapip sizi mutlu kilacak eglence - kültür ve sanat gibi
faaliyetlere de zaman artirabilirsiniz. Bu günün işini yarina birakmayin.
ABD’de 18 yaşina gelinceye dek bir ögrenci 12 bin saatini okulda,
15 bin saatini TV karşisinda geçirmektedir. Bir Amerikali çocuk
günde ortalama 3 saat, Japon çocugu 5 - 6 saat TV izlemektedir.
TV’ ye “ Aptal kutusu “, bütün gününü TV karşisinda geçirenlere
de “ TV aliklari “ denmesi boşuna degildir.
Zamanı boşa geçirmek, hayatı boşa geçirmek demektir. Zamanı kontrol
etmek de hayatı kontrol etmek demektir. Öğrenciler, ders çalışmanın
gerekliliğini bilmekte fakat nasıl ve ne kadar çalışmak gerektiğini
bilmemektedir. Diğer yandan öğrencilerin ders çalışma motivasyonu
da çalışma davranışını etkilemektedir. Nasıl ve ne kadar çalışacağını
bilemeyen öğrenciler bu nedenle çalışma motivasyonu da oluşturamamaktadır.
Kişiye özel öğrenci ders çalışma programının gerekliliği herkes
tarafından kabul edilmektedir.
Birden çok iş ya da ders üzerinde ayni günde çalişmaniz gerektiginde
hangisinden işe başlayacaginizi bilemediginiz ya da çalişmaya başlamak
için karar veremediginiz anlar oluyor mu? Bu soruya yanitiniz "evet"
ise, sizin planli çalişmayi bilmediginizi kolayca söyleyebiliriz.
Bu tür bir durumla, yani ayni zamanda birden çok dersi çalişmayla
yüz yüze geldiginizde, derslerden her birinin üzerinizde yarattigi
ruhsal baski, bunlardan herhangi birine kendinizi tümüyle vermenizi
engelleyerek ve verimsiz biçimde işlerden birini birakip ötekine
atilmaniza neden olacaktir. Birden fazla amaci bir arada gerçekleştirebilmek
mümkün degildir.
Bu tür kararsızlık ve karışıklık ancak hangi dersi ne zaman yapacağınızı
belirli bir sıraya koymakla yani "Karar Vermekle" ortadan kalkar.
İşte çalışmada plan; "nasıl", "ne zaman" ve "nerede" çalışacağınıza
karar vermek demektir.
Öğrenciler günlük ve haftalık bölümleri de olan
aylık çalışma planlarında;
• Hangi derslere, haftanın hangi günleri çalışacaklarını,
• Geçmiş konularin tekrarina ne zaman yer vereceklerini,
• Sınav tarihlerini,
• Hazırlayacakları ödevlerin neler olduğunu ve zamanını,
• Planlarına aldıkları, ancak çeşitli nedenlerden ötürü zamanında
yapamadıkları çalışmalarını ne zaman tamamlayacaklarını,
• Dinlenme, müzik dinleme, televizyon izleme, spor yapma sinema
ve tiyatroya gitme gibi ders dışı etkinliklere ne zaman yer vereceklerini
göstermelidirler.
• Günlük çalışma çizelgelerinde; okulda geçen saatler, ders
çalışma, eğlenme, dinlenme, ev işlerine yardım ve uyku saatleri
gösterilmiş olmalıdır.
İzmir öğrenci yönlendirme Merkezinde geliştirdiğim “ Öğrenci Ders
Çalışma Programı “ ile ( bilgisayar programı ) kişiye özel ders
çalışma programı hazırlanabilmektedir. Bu program ülke genelinde
bir çok özel okul ve dershane tarafından da halen iznimiz dahilinde
kullanılmaktadır.
Çalışmaya başlayacağı zaman kendini yorgun ve isteksiz hisseden
öğrenci çalışma saatlerini yanlış seçmiş demektir. Beklemeden günlük
çalışma çizelgesinde gerekli değişikliği yapmalıdır.
Planlı çalışarak her işe gerektiği kadar zaman ayırabilir, yapmak
isteyip de yapamadıklarınıza zaman kalmasını sağlayabilirsiniz.
Daha huzurlu olur ne yapacağımızı düşünerek yitirdiğiniz zamanı
kazanabilirsiniz. Bir dersi bırakıp diğerine geçmez, her derse gerektiği
kadar zaman ayırmış olursunuz. Günü gününe çalıştığınız için sınavlar
öncesinde aşırı çalışmaya gerek kalmaz. Çok fazla sınav paniği yaşamazsınız.
Çalışma veriminiz artar, öğrendikleriniz daha kalıcı ve etkili olur.
Bu nedenlerle ortaya çıkan anne ve babalarımız ile yaptığımız tartışmalarda
ortadan kalkar. “ İyi at kendisine kamçı vurdurmaz”.
“Yenilgiyi, planlarınızın sağlam olmadığına bir işaret olarak kabul
ediniz. Planları yeniden kurup, yeniden hedeflediğiniz noktaya doğru
yol alınız.”
Napoleon HILL
“İnsanların çoğu, başarısızlığa uğrayan planların yerine yeni planlar
yaratma azimleri olmadığı için başarısızlığa uğrarlar.”
Napolyon HILL
Zamanı Verimli Kullanma
“Gününü faydalı bir şekilde kullanmasını bilen bir insan için asıl
mutluluk akşam vaktinde gelir.”
Corneille
Öğrenciler bedensel, zihinsel, duygusal yapıları, ilgileri ve yetenekleri
bakımından birbirlerinden farklıdırlar. Bir öğrencinin isteyerek
çalıştığı ve hemen öğrendiği bir dersi bir başka öğrenci zor öğrenebilir.
Bir başka öğrenciyse çabuk yorulabilir ya da çalışmak istemeyebilir.
Bu nedenle bir ders ya da konu içinde ayrılacak süre öğrenciden
öğrenciye değişir. Her öğrenci zamanı kendine göre ayarlamalıdır.
Bir saat çalıştıktan sonra araya 5-10 dakikalık dinlenme koymak
yararlı olur. Bu sayede bir saatlik çalışma sonunda dağılan dikkat
ve azalan verim tekrar kazanılır.
Ders çalışmak için gerekli gücün toplanabilmesi bakımından eğlenmeye
ve spora da zaman ayrılmalıdır. Ancak bu süre gereğinden fazla olmamalıdır.
Verimi Azaltıcı Etkenleri Ortadan Kaldırma
Harcadığınız gayretin değil elde ettiğiniz sonuçların üzerinde durun.
Çalışmaya başlamadan önce, yorgunluk, uykusuzluk, ağrı, sızı, elem
duygusu, korku, öfke, aşırı kaygı, fazla heyecan, endişe, açlık,
aşırı tokluk, aile dertleri, normalin altında ve üstündeki fiziki
şartlar (çok sıcak, çok soğuk gibi) acelecilik, telaş, araç ve gereç
noksanlığı gibi etkenlerin elden geldiğince giderilmesi gerekir.
Zorlandığınız derslere bir not hesabıyla yaklaşmayın. Kendinizi
zorlayın ve o dersleri de sevin. Yaşam bir bütündür. Bu derslerin
tamamını yaşamınızın bir uzantısında göreceğinizi unutmayın. O derslerden
de kolayca öğrenebileceğiniz konular vardır. Anlayabileceğiniz konuları
öncelikle seçerek bu konuların üzerine gidin. Bu konularla ilgili
daha fazla sorular çözerek yetkinleşmeye çalışın.
Ruh ve bedenin bir bütün oluşturdugu bilimsel olarak ispatlanmaktadir.
Amerikali araştirmacilar, dolaysiz bir bilgi degişikliginin sinirler
ve vücudun bagişiklik sisteminden sorumlu hücreler tarafindan algilandigini
ortaya koymuşlardir. Duygusal durumumuz saglik durumumuzu etkilemektedir.
Duygusal olarak uyumlu ve bunu göstermeye hazir olan kişi, sadece
kendi sagligi için iyi bir şey yapmiş olmakla kalmaz, ayni zamanda
başari düzeyinin artmasini saglar.
“Başari size gelmez, siz ona gidersiniz.”
Marya COLLINS
Uygun Bir Çalışma Ortamı Seçme
Çalışma yerinin seçimi çok önemlidir. Çalışma yeri derli toplu,
yalın, elden geldiğince sabit ve sakin olmalı; ayrıca ışık, ısı
gibi fiziksel sorunları da çözümlenmiş olmalıdır. Ayrı bir yerin
sağlanamaması çalışmadan kaçmanın bir nedeni olmamalı, elverişsiz
koşullarda da ders çalışmaya alışmalıdır.
Yatakta, koltukta ve divanda uzanarak çalışmak, dikkatin toplanmasını
güçleştirecek, öğrencinin çalışmak için daha çok zaman yitirmesine
neden olacaktır.
Dikkati Uyanık Tutma
İnsanda dikkat her an vardır, önemli olan bunun çalışılan konu üzerinde
toplanabilmesidir. Sevilen ve ilgi duyulan bir konu, dikkatin uyanık
tutulmasına yardım eder. Daima belirli yerlerde çalışmak, gürültünün
bulunmadığı ortamlarda çalışmak, sandalyede oturarak çalışmak, masada
gerekli araçlar dışında başka şeyler bulundurmamak, çalışma yerini
18-20 derece sıcaklıkta tutmak, işleri sıraya koymak, işleri bitirmede
kendinizle yarış kararı almak, her seferinde bir çeşit işle çalışmak
dikkatin dağılmasını önleyici yöntemlerdir.
Derse Hazırlıklı Gelme
Başarili olmanin yollarindan biri de derslerin işlenmesine etkin
olarak katilmaktir. Derslerde sürekli edilgin durumda kalan ögrencilerin
işlenen konulari anlamalari zordur. Ögrenciler okula gelmeden önce,
o gün işleyecekleri konulari gözden geçirmelidirler. Bu sayede hem
derslerin işlenişine katilmak için gerekli güveni kazanirlar, hem
de ögretmenin anlattiklarini daha kolay anlarlar.
Gerek işlenecek konulara hazirlanirken, gerekse işlenen konular
gözden geçirilirken, anlamakta zorluk çekilen yerler belirlenmeli,
bu konularla ilgili sorular hazirlanip, derste ögretmene sorulmalidir.
Ögretmenlerin derse hazirlikli gelen, soru soran, derse kalkan ögrencileri
daha çok sevdikleri de unutulmamalidir.
“ En etkin öğrenme sınıfta sağlanır “. Bazen öğrencilerin sınavlar
öncesinde okula ya da dershaneye bir kaç gün gitmeyerek, evde kampa
çekilmeleri ve ders çalışmaları yarardan çok zarar sağlamaktadır.
Gitmedikleri gün sınıfta çok önemli konular anlatılabilir. Evde
zorlanılan sorularda yardımcı olacak kimse yoktur. Dikkati dağıtacak
bir sürü olay gerçekleşebilir. Kapı zili, telefon, kapıcının bir
kaç kez uğraması, küçük kardeşin verdiği rahatsızlık, radyonun sesi,
televizyon vs.
Oysa okulda veya dershanede olsaydı; arkadaşları ile birlikte öğrenme
olgusunun içine aktif olarak girecek, tartışacak, sorular sorup
yanıtlar alacak, testler çözecek ve yeni bilgiler öğrenecekti. Bu
bilgilerden bazıları başarınızda oldukça etkili olabilecektir.
Öğretmenler, genelde sanatçı ruhlu, idealist, duyarlı insanlardır.
Öğretmen karşısında sakız çiğneyen, kola içen, bir şeyler yiyen
öğrenciler olursa dersini güzel anlatamaz ve sinirlenir.
Etkili Dinleme ve not tutma
Dinleme bir beceridir. Ve bu beceri birtakım ilke ve yöntemlerle
çok daha etkili bir şekilde kullanılabilir. İnsan iletişiminin yaklaşık
%90’ı sözel olarak yapılmaktadır. Bu iletişinin ancak yarısı kısa
bir süre sonra hatırlanabilir. Aradan daha fazla zaman geçtiğinde
ise %20-25’ini bile zor hatırlarız. Bütün bu nedenlerden dolayı
etkili dinleme ilke ve yöntemlerini öğrenmek ve bunları uygulamak
daha da önem kazanmaktadır.
Etkili dinleme sadece söylenilenleri duymak değil, aynı zamanda
bu söylenenleri önemli bulmak, kavramak ve değerlendirmektir. Ayrıca
etkin dinleme aktif bir süreçtir.
Olaya bir de başka bir boyuttan bakalim. Etkin dinleme ögretmen-ögrenci
ilişkilerini de olumlu bir yönde etkiler. Ögretmen genellikle kendini
dinleyen ve dinledigini çeşitli biçimlerde belli eden ögrencilere
daha fazla ilgi gösterir ve onlara dönerek konuşur. Öğretmen dersi
anlatırken dinleyicilere gereksinim duyar. Bu nedenle başını sallayan,
not tutan, dikkatini yoğunlaştıran aktif öğrencilere daha fazla
ilgi gösterir.
Öğretmenin sınıf içindeki en önemli görevlerinden biri öğrenciye
bilgi aktarmaktır ve bunu öğretmen genellikle anlatarak gerçekleştirir
Öğrenci ise öğretmenin bu anlattıklarını anlamak amacıyla dinlemektedir.
İşte önemli olan da öğrencinin bu dinleme işlevini nasıl yaparsa
daha başarılı olacağıdır.
Etkin bir dinleyici olmak için "İFİKAN" adlı bir yöntemi uygulayabiliriz.
Bu yöntem;
İ - İleriye
F - Fikirler
İ - İşaretler
K - Katıl
A - Araştir
N - Not tut
olmak üzere 6 basamaktan oluşmaktadir.
Bu basamakları kısaca açıklayalım.
Öncelikle ileriye bak basamağından başlayalım. Öğrenci sınıfta öğretmenini
dinlerken, öğretmenin anlattıklarından yola çıkarak daha sonra neler
söyleyebileceğini tahmin etmeye çalışmalıdır. Bu da öğrencinin dikkatinin
dağılmasını engeller ve öğrenciyi devamlı uyanık tutar. Hatta öğrencinin
aktif olarak katılmasını sağlar. Öğrenci daha önceden o günkü konuları
okuyarak sınıfa gelirse hem anlatılanlara yabancı kalmamış olur
hem de dersteki tahminlerini daha kolay bir şekilde yapar. Bu yöntemle
öğrenci derste anlatılanları daha önce okuduğu için daha kolay bir
şekilde hatırlar.
İkinci olarak fikirler basamağı karşımıza çıkıyor. Bu basamak bize
önemli fikir ve düşüncelere önem vermemiz gerektiğini ve bunları
göz ardı etmememiz gerektiğini anlatmaktadır. Öğrenci öğretmenin
bir ders boyunca anlattıklarının ana fikrini bulmaya çalışmalıdır.
Ders boyunca kendi kendine, “Bu konunun ana fikri nedir? Burada
anlatılmak istenen nedir?” gibi sorular sorması gerekir. Bu sorular
öğrencinin ana fikir ve kavramları bulmasına yardımcı olur.
Üçüncü olarak işaretler basamagina bakalim. Ögrenci sinif içinde
devamli uyanik olmak zorundadir. Ögretmenin hiçbir dedigini kaçirmamalidir.
Ögretmenin işaretlerine karşi dikkatli ve uyanik olmalidir. Bir
ögretmen konuyu anlatirken mutlaka ufak ipuçlari verir. Bazi konularin
üzerinde israrla durur. Örnegin bir konunun önemli bir bölümünü
anlatirken belirli kelimeler kullanir, ses tonunda farkliliklar
yaratarak çeşitli ipuçlari verir. Ögretmenler seslerini yükselterek
ya da "burasi önemli", "dikkat ederseniz" gibi sözel vurgularla
önemli noktalara işaret ederler. Bir ögretmen hiçbir zaman, bu bir
sinav sorusudur, demez; ama çeşitli ipuçlariyla bunu belli eder.
Bu ipuçlarindan birkaçina örnek verirsek: önemli, başlica, can alici,
burada esas fikir, şunu unutmayin ki, sonuç olarak, bu sebeple,
özetle vb. ...Bu ipuçlarina dikkat edildigi taktirde ögrenci sinavda
sorulabilecek sorulari tahmin edebilir.
Bir başka basamak ise "katil" basamagidir. Ögrenci sinif içinde
devamli aktif olmalidir. Pasif bir ögrenci hiçbir zaman başarili
olamaz. Ögrenci derse her firsatta katilmalidir. Öncelikle derse
zamaninda gelmeli, sinifta oturacagi yeri iyi seçmeli; görebilecegi,
duyabilecegi bir yere oturmalidir. Ve ders sirasinda ögretmenin
söylediklerine gülümseyerek, kaşlarini çatarak, başini sallayarak
olumlu ya da olumsuz tepki göstermelidir.
Böylece öğretmen de anlaşılan ya da anlaşılmayan yerleri çok daha
iyi bir şekilde görebilir. Ayrıca bu öğretmeni de memnun eder. Onun
motivasyonunu artırır, onu cesaretlendirir. Öğretmen dinlenildiğinin
farkına varır. Tersine, anlattıklarına karşı hiçbir tepki göstermeyen,
donuk, pasif öğrenciler karşısında öğretmen de bir şeyler anlatmak
istemez. Öğretmene sözlü ve bedensel mesajlar göndererek dersin
kalitesini yükseltmek de öğrencilerin elindedir.
Beşinci olarak karşimiza "araştir" basamagi çikiyor. Ögrenciler
nedense ders sirasinda soru sormaktan çok çekinmektedirler. Ve fikirlerini,
görüşlerini rahatça söyleyememektedirler. Oysaki bu çok yanliştir.
Ders sirasinda anlaşilmayan bir yer varsa ya da merak edilen bir
konu varsa bu soru rahatlikla sorulmalidir. Hiçbir şekilde çekinilecek
bir durum söz konusu degildir. Sorulara verilen cevap anlaşilmadiysa
ve açiklamalar yeterli degilse, yeni sorular sorulmali ve açiklama
yapilmasi istenilmelidir. Eger ders içerisinde zaman yetmediyse,
ders bittikten sonra ögretmene ya da diger ögrencilere de sorulabilir.
“ Deneyimli bir insana soru sormak, genellikle deneyim kazanmanın
ilk adımıdır.”
Alman
atasözü
“Aptalca soru diye bir şey yoktur, sadece aptalca yanitlar vardir.”
Bilbo smith
“Başkalarinin bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklimizla
akilli olabiliriz.”
Montaigne
“Benim altı sadık hizmetkârım var,
Her şeyi bana ögreten işte onlar.
Adlarıysa - Ne - Neden - Ne Zaman
- Nasıl - Nerede ve Kim”
Rudyard
Kipling
En son basamak ise " Not Tutma" basamağıdır. Dinleme yoluyla öğrenilen
bilgiler çok uzun süreler hafızada duramaz. Öğrenilenlerin zaman
zaman tekrar edilmesi gerekir. Bir öğrenci ders sonunda, o derste
dinlediğinin ancak %55’ini hatırlayabilir. Tekrar yapılmadığı sürece
bu oran bir hafta sonra %17’lere düşer. Bu yüzden not tutmanın çok
büyük bir önemi vardır. Not tutmanın iki önemli yararı vardır. Bunlarda
birincisi eğitimin temel şartı olan "Aktif katılım”ı sağlar. Öğrenci
derste pasif durumdan aktif duruma geçer. Not tutma sayesinde derste
devamlı uyanık olur, dikkatini derse yoğunlaştırır ve dikkatinin
dağılmasını engeller. İkinci önemli yararı ise unutmayı engellemesidir.
Unutkanlık düşmanını bizim avantajımıza çevirerek en önemli girişim
not tutmaktır. Özellikle alınan notlar eve gelince bir de temize
çekilirse hafızaya daha iyi yerleşir.
Not tutulurken dikkat edilmesi gereken
bazı noktalar bulunmaktadır.
Öncelikle not tutulan kağıt konusunda cömert olmamız gerekir. İleride
okuduğumuz zaman anlayabileceğimiz şekilde, boşluklar bırakılarak
not tutmamız da yarar vardır. Hiçbir zaman küçük bir kağıda sıkışık
bir şekilde not tutulmamalıdır. Hatta not tutmak için bir defter
olursa daha düzenli not tutulur. Ve de sayfanın altında, üstünde,
yan taraflarında boşluk bırakılırsa buralara eksik kalan bilgileri
daha sonra yazabiliriz.
Not tutmaya ilk günden başlanilmasi gerekir. Ve düzenli olarak not
tutulmasi çok önemlidir.
Dinleme ile not tutma arasında bir denge oluşturmak gerekir. Tüm
dikkati dinlemeye ayırırsak, verimli bir şekilde not tutamayız.
Aynı şekilde çok ayrıntılı not almaya kalkışırsak bu sefer de anlatılanları
anlamamız güçleşir ve bu da dinlemeyi olumsuz etkiler. Dolayısıyla
dinleme ve not tutma arasındaki dengeyi çok iyi ayarlamamız gerekir.
Derste not tutarken ana fikirleri, önemli noktaları not etmek çok
önemlidir. Not alırken seçici olmakta yarar vardır. Önemli noktaları
belilerken öğretmen bize çeşitli ipuçları verir. "Burası önemli.",
"Burada esas olan...", "Dikkat ederseniz..." vb. ipuçlarıyla bu
bölümlerin önemini vurgular. Bu bölümler mutlaka not alınmalı ve
önemli olduğunu belirtmek için de yanına * işareti konmalı ya da
altı çizilmelidir.
Not tutarken zamandan tasarruf etmek ve geri kalmamak için, öğrenci
kendi anlayabileceği şekilde çeşitli kısaltmalar kullanmalıdır.
Bu kısaltmalardan bazılarına örnek verirsek:
-ve: &
-gibi: .
-örneğin: ör.
-sonuç olarak: son. ol.
-kadar: =
-matematik: mat
-yüzyıl: yy
-birbirine: 11
-buna ek olarak: +
-açısından: ?
Not tutarken öğrenci kendi cümleleriyle not almalıdır. Bu şekilde
hem öğrenci öğretmenin anlattıklarını özetleme imkanı bulur, hem
de anladığı biçimde not alma imkanı bulur. Bazı durumlarda anlatılanların
aynı şekilde not alınması gerekebilir. Ya da tahtada yazılanları
aynı şekilde kaydetmek gerekebilir. Bu durumda anlatılanlar ya da
yazılanlar aynı şekilde not alınmalıdır.
Öğrenci not tutarken aklına takılan yerleri ya da anlayamadığı bölümleri
öğretmene sormaktan çekinmemelidir. Böylece not alırken hem eksik
not alınmamış olunur hem de anlayarak not alınır.
Öğrenci hafızasına çok güvense bile mutlaka sınıfta öğretmen tarafından
söylenen ve önemli gördüğü her şeyi not etmelidir. Böylece unutkanlık
sonucu doğabilecek olumsuz sonuçları engellemiş olur.
Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri de tutulan notların
mutlaka temize geçirilmesidir. Öğrenci tuttuğu notları temize geçirirken
bir kez daha tekrar etmiş olur ve bu da unutmasını engeller. Eğer
mümkünse tutulan notlar o gece ya da bir sonraki dersten önce temize
geçirilmelidir. Fakat öğrenci ÖSS gibi bir sınava hazırlanıyorsa
notları temize çekme yerine o konu ile ilgili sorular çözmek daha
yerinde bir davranıştır.
İyi dinlemek ve not tutmak sadece eğitimin değil, hayat başarısının
da en önemli unsurudur. İyi bir dinleyici olmanın temel kuralı iyi
not tutmak, iyi not tutmanın yolu da iyi bir dinleyici olmaktır.
Bu anlamda iyi not tutmak ve iyi bir dinleyici olmak birbirleriyle
bağlantılı iki kavramdır.
Teorikte anlatılan bu hususlar, pratikte uygulandığında öğrenciye
birçok yararlar sağlar. Çok ufakmış gibi görünen ayrıntılar ileride
büyük farklar yaratacaktır. Bunu sizler de yaşayıp görebilirsiniz
Öğrencilerin büyük bir kısmı not tutma tekniğini bilmemektedir.
Özetle Not tutarken;
• Anlatılanlar öğretmenin ağzından çıktığı gibi değil, anlaşıldığı
gibi yazılmalıdır.
• Öğretmenin anlattığı konunun ana fikri ve anlamları kavranıncaya
kadar beklenilmelidir
• Zamanın çoğu yazmakla değil, dinlemekle, fikirleri kavramaya
çalışmakla geçmelidir.
• Konu; grafik, şekil, istatistik vb. bilgilere dayali olarak
anlatiliyorsa notlar arasina bunlar da alinmalidir.
• Önemli fikir ve paragrafların aynen yazılmasında fayda vardır.
• Yazıların düzgün ve okunaklı olmasına önem verilmelidir.
• Önce müsvedde yapma, sonra temize çekilme yoluna gidilmemelidir.
Böyle zaman harcamak yerine bol bol soru çözmelerinde yarar vardır.
Araç - Gereç ve Kaynaklardan Yararlanma
Öğrenci, herhangi bir konunun öğrenilmesinde, basılı araçlara ne
kadar baş vurursa, öğrenme ilgisi ve zihinsel yetileri de o kadar
çok genişleyecektir.
Basılı öğrenme araçlarından yararlanmada çizelge grafik, harita
ve resimlerin özel bir önemi vardır. Bunlar sayfalarca anlatılan
bilgileri topluca ve bir arada vererek o konunun kavranmasına yardımcı
olmaktadırlar.
Verimli Okuma
Okuma, öğrenmenin en temel yoludur. Öğrenmede hızlı okuma önemli
ve gereklidir. Hızlı okumayla hem okunanlar daha iyi anlaşılır,
hem de zamandan kazanılır. Okuma hızı lise öğrencileri için yaklaşık
200 - 250 sözcüktür. Bu hız okunulan yazının niteliğine ve okumanın
amacına göre ayarlanmalıdır. Vakit geçirmek amacıyla bir hikaye
veya roman okurken okuma hızı oldukça yüksek olabilir. Ama okuma
yorum yapma, eleştirme özet çıkarmak için yapılıyorsa okuma hızı
yavaş olmalıdır.
Konuları ezberlemeye çalışmayıp yorum gücümüzü geliştirmeye çalışmalıyız.
Sözel derslerde konuyu önce geriye dönüşler yapmadan okumak, sonra
yeniden başa dönerek tanımların, olayların nedenlerinin, sonuçlarının
altını çizmek, ana başlıklar ve alt başlıklara göre şemalar çizmek,
konu ile ilgili soruları şemaya bakarak yanıtlamak gibi bir yol
izleyerek ezber yerine öğrenmiş olursunuz. Konuyu ezberlerseniz
aklınızda en fazla bir gün kalacaktı.
Hızlı okumanın en önemli yolu sesiz okumadır. Sessiz okuma hızı
arttırdığı gibi anlamayı da kolaylaştırır. Hızlı ve anlamlı okuma
becerisi kazanabilmek için bol bol okuma çalışmaları yapılmalıdır.
Önce gazete, öykü ve roman gibi şeylerle işe başlamalı, giderek
boş zamanları okuyarak değerlendirme alışkanlığı kazanılmalıdır.
Çalıştığınız konuyu öğrenip öğrenmediğinizi anlamak için bir test
çözerek boşları ve yanlışları yakalamak ve yeniden konuya dönerek
ilgili bölümü tekrar okumak gerekir. Halen anlaşılamıyorsa ilgili
dersin öğretmenlerinden yararlanılmalıdır. Gerektikçe ve zaman buldukça
değişik kaynaklardan çalışmakta oldukça yararlıdır. Ancak kaynak
seçiminde de titiz davranmakta yarar vardır.
Aralıklı Tekrarlar Yaparak Unutmayı Önleme
Öğrenilenler zamanla unutulabilir. Unutmayı önlemenin iki yolu vardır:
Bunlardan birincisi öğrenilen bilgileri yeri geldikçe kullanmak,
diğeri de aralıklı olarak tekrar etmektir. Öğrenciler öğrendiklerini
yeri geldikçe kullanırken hem bunların işe yaradığını görecekler,
hem de yeni bilgiler edinmeye motive olacaklardır.
Aralıklı olarak yapacakları tekrarlar sayesinde ise bir taraftan
eski öğrendiklerini hatırlarken diğer yandan da sınavlara her an
hazır durumda olacaklardır.
Sınavdan Önce Yapılacak Hazırlıklar
Sınavlarla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta,
sınav merkezine tam bir hazırlıkla gitmektir. Sınava giderken hangi
belgelerin yanınızda bulunması gerektiği Kılavuzlarda tek tek sayılmıştır.
Sınava gireceğiniz yere hareket etmeden önce bunlara bir daha göz
atmanız ve gerekli tüm belgelerin yanınızda olup olmadığını kontrol
etmeniz yararlı olur. Son anda farkına varacağınız bir eksiği zamanında
tamamlama olanağı bulamayabilir; böyle bir eksik yüzünden haklarınızı
yitirebilirsiniz.
Sınava giderken yanınızda bulundurmanız gereken kalem, silgi, kalemtıraş
gibi araçlar Kılavuzlarda açıkça belirtilmiştir. Yola çıkmadan önce
bu hazırlıklarınızı da gözden geçirmeniz yararlı olur.
Sınava gireceğiniz bina ve salonu önceden görmeniz; tuvalet vb.
yerlerin nerede olduğunu öğrenmeniz sizin için iyi olur. Sınav yerini
önceden görmeniz, sınav sabahı beklenmedik bir durumla karşılaşmanızı
önleyebilir; sınav sabahı gereksiz yere gerginliğe neden olabilecek
etkenleri ortadan kaldırabilir.
Sınava çok az bir zaman kaldığı halde bazı bilgileri ezberleme,
önceden öğrenilenleri tekrarlayarak tazeleme gibi nedenlerle telaş
içinde çalışmaya devam etmek size beklenen yararı sağlamayabilir.
Sınav saatine kadar uzanan bu gibi yüklemeler genellikle beklenen
yararı sağlamadığı gibi, sınav heyecanınızın artmasına, sınava yorgun
|